30 Kasım, 2011

Gün Sayıyoruz


"İlk anons..."

Yine Yanlış mı Yaşıyoruz?

Derslere gitmemeye başlamıştım. İyi geçen bir vizenin kaldıramayacağı kaide yoktur, bu teoriyi hem kendi bünyemde hem de başkalarında kanıtlayabilirim. Hele iyi geçen vizenin notu da iyi geldiyse "göğe varabilir" o kaideler. Benimki de öyle oldu. İlk vizenin ardından derslere gitmemeye başladım: ders sıkıcıydı, hocaya ısınamadım, ders "kolaydı" ve daha bir sürü şey... Karıncayla ağustos böceği misaliydi benimkisi; hele haftanın iki günü uyanmamak çok güzeldi. Giderim, gideriz derken ikinci vize geldi çattı. Yumurtanın kapıya dayandığı dakikalar bunlar. Son iki gün ve start verildi, koşu başladı. Bu dakikadan sonra koşunun sonucunu ancak karıncalar belirler, bir iki ağustos böceği de belki aradan sıyrılırsa...Haftanın sonu Ankara deplasmanını, takip eden haftanın içi de derbiyi işaret ediyor. Kısacası bu hafta pek çok dönüm noktasının birlikte dönüleceği, birden çok bitiş çizgisinin aynı anda geçileceği hafta. Belki de yanlış yaşıyoruz, ama bugün doğrular yapılmalı; çünkü köprüden önce son çıkışı kaçırmak istemiyorum.

Math 201: Linear Algebra Midterm #2
2 Aralık Cuma

New Hall Arena

28 Kasım, 2011

Gülümsemek Güzeldir #2

Yoruma pek de gerek yok sanırım. Karşınızda, Angara Birds.

Bir başkadır benim memleketim... 

26 Kasım, 2011

Bazen Sadece Bağırmak İstersin


Tribünün göremediğin bir yerinden birisi vursun istersin davula tam o anda. Bağırmak istersin, top taca çıkmıştır kornere yakın bir yerden. Atakların ardı arkası gelmiyordur, ara paslar ardı ardına. Her orta tehlike oluyordur rakip kalede. Sen bağırmak istersin. Göz göze gelirsin bir arkadaşınla, gözleri anlatır her şeyi. Gol istersin. 

Yükseltirsin sesini, yıkmak istersin sesinin yankısıyla titreyen duvarları. Bilmezsin, en güçlü titremeyi içinde hissedersin. Damarların çatlayıncaya kadar haykırırsın, her dakika bir ses telini koparırcasına. Etrafına bakarsın, bir sen ve senin gibiler kalmıştır ayakta. Kalanlarda ölü sessizliği, ama sen herkes senin gibi olsun istersin. Sesin bu ülkenin her yerinden, sarı kırmızının izlendiği her köşeden duyulsun istersin. Sınırlar bağlamaz seni, tüm dünya duysun istersin. Bilirsin, bir yerlerde; bu ülkeden çok uzak bir yerlerde dinliyordur birileri sesini. Hasretlerin kavurduğu gönüller vardır bilirsin. Gurbetin kemirdiği ruhlar vardır, bilmesen tanımasan bile hissedersin. 

Sınavın vardır, okulun vardır, işin vardır. Bu hayat sana neyi zorunlu kılıyorsa o vardır işte. Senin olmak istediğin bir tek yer vardır, oraya gitmek istersin. Söylemen gereken şeyler vardır her gün. Yüzüne tükürülmeyecek insanlara “bey”, “hanım”, “hocam” dersin. Boyun eğmenin seni yerin dibine soktuğu anlar yaşarsın bazı günler. Elin mahkumdur, belki ekmek parasıdır; belki diplomadır derdin. Ama sen tek bir yerde boyun eğmezsin. Her şeyi unutup, bağırmak istersin. Top taca çıkmıştır kornere yakın bir yerden.  Atakların ardı arkası gelmiyordur, tabelada hala eşitlik. 

Alkışlara karışır sesin, alkışları duyulmaz kılar bir zaman sonra. O andan sonra bir tek sensin, kopar bağların hayatla. Kısa bir süre de olsa unutursun dertlerini. Bağırmak iyi gelmiştir sana. Sahada iki top vardır, katlanamazsın boşa geçen zamana. Hakem olmadık bir yerde keser oyunu, delirirsin. Islıklara karışır sesin, rakip akın akın geliyordur bu sefer. O ataktan bir yol olmaz, hissedersin. Hazırlarsın kendini, topu alınca bir daha itersin takımını. Gitmeyen ayaklar gider sahada, olmadık paslar yerini bulur. Desteğin son haddini verirsin. 

O taç kullanılır sonunda, kornere yakın bir yerden. Bir orta gelir son çizgiden, ağlarda görürsün topu. Film kopar, ses kesilir. Bağırmak istersin, top ağlara gitmiştir iki direğin birleştiği yerden. Kimin attığının bir önemi yoktur, sen atmışsındır o golü. Yanındaki atmıştır. Kimin yediği umrunda değildir. Hocan yemiştir golü, belki de patronun. Girişte sana posta koyan o polis yemiştir. Ertesi günün skorunu bilmesen de, bilirsin ki 1-0 önde başlayacaksın güne. Yüzünde akşamdan kalma bir gülümseme, sesin kısık, bedenin yorgun. Yürürsün günün ilk adımlarını; dilinde bir melodi, birkaç satır. 

Bazen sadece bağırmak istersin.  

24 Kasım, 2011

Sarının Yanındaki Kırmızı



Biz verdiysek omuz omuza, dize gelir karşımızda bütün dünya..

Galatasaray 78 - 76 Asseco Prokom 

20 Kasım, 2011

Bir Adım Kala



Sen sahaya çıkıyordun, bir adım kala durdurdular beni. Bir adım daha yakın olsaydım, yanımda aynı yolun yolcusu birkaç yüz adam; haykırsaydık son nefesimizi verircesine...

Sen sahaya çıkıyordun, ıslıkladılar. "Delikanlı Cimbom, neredesin" dediler. Bizim bir biletimiz bile yoktu, bire iki yapılacak bir turnike bile bırakmadılar.. Sen sahaya çıkıyordun, Ali Sami Yen sokağında onlarca deli yürek, ceplerindeki meşaleleri kontrol ediyordu son kez.

Bir adım kala döndüm. Sırtımı sana dönmek ne kötüymüş, sırtıma alıp taşıyabilirdim oysa bütün yükünü...Bırakmadılar..

Dakikalar sonra meşaleler tutuştu aynı semalarda, "Delikanlı Cimbom" oradaydı...

Duyulan son ses oldu kapalı kutudan, "Saldır Beleştepe". Fayda etmedi... Beleştepe düştü. İlk yarının kalan 15 dakikasında sus pus maç izlediler... Tahmin etmemişlerdi, yalandan dayanışma mesajı verdikleri deplasman taraftarı, gerçekten gelmişti.


"Biz buradayız, yine varız."

17 Kasım, 2011

11 Kasım, 2011

Aforizma

Artık pek yazmıyorum buraya. Buraya bir ara içimden geldiği gibi, keyif alarak, sık sık ve uzun uzun yazardım. Tadını kaçırdılar. Tribünün, futbolun, sporun, siyasetin tadını kaçırdılar. Herkes bir tarafından çekti sevdiğim ne varsa, tutanın elinde kaldı. Futbolun itinayla içine edildi, sporun temsil ettiği yüce değerlerin hepsi bir bir ayaklar altına alındı ve tribün olmadık insanların sofralarına meze oldu.

İçimden yazmak gelmiyor artık. İfade etmek istediğim, hakkında güzel şeylerden bahsetmek istediğim ne varsa kirlettiler. Kimse görevini yapmaz oldu. Taraftar bağırmaz oldu, futbolcu oynamaz oldu... Yorumcu yorum yapmayı bırakıp taraftar oldu mikrofon başında... Milli futbolcu küfürbaz oldu az önce. Kaleyi tutan bir şutu bile olmayan bir takımı savundu "şeytan" lakaplı tarafsız(!) yorumcu. Aynı yorumcu son maçta aynı takıma sinirlenip yayın kulübesini terketmişti oysa ki, herkes biliyordu gerçekleri.

Daha birkaç hafta öncesinde, camiasının en büyük taraftar oluşumu "Milli takıma gitmeyin." çağrısı yaparken; hocası aynı fikirleri yansıtan demeçler verirken arka arkaya; bugün o kaleci ay-yıldızı gösterdi tribünlere. Ne güzelmiş ay-yıldız, ilk defa gördü tribündekiler. Ne kolaymış bir kenara fırlatmak, ne kolaymış tekrar fedaisi olmak. Şovenizmin kralını yaptılar, malum yorumcu: "Şahane stat yapanlar da yuhalandı burada.." dedi. Siyasetin kralını yaptılar, sporun bembeyaz sayfasına kapkara lekeler bıraktılar.

Eleştirilecek başka bir şey kalmamış gibi, yirmi dakika tribünlerden bahsedildi ulusal kanalda. Oysa ki, maçın hemen başında övgüler yağıyordu aynı tribünlere... Milli takım taraftarımız yokmuş bizim, öyle söylemeyi uygun gördü sonraları malum yorumcu. Bir eksiğimiz o kalmıştı çünkü; sahada falan her şey yolundaydı. Üç gol birden yememiştik, rakip kaleye kırk metre mesafede kırk tane pas yapan biz değildik. Teknik direktörü hiç suçlu değildi örneğin, federasyon sorumluluk sahibi değildi... Şike hiç etkilememişti mesela futbolumuzu.

Anadolu'da oynamalıymışız maçlarımızı, en azından saygı duyulurmuş futbolcularımıza. Saygıyı sizlerden öğreneceksek işimiz var bizim. Tek cevabım var, nereye gidiyorsanız; futbolcunuzu da federasyonunuzu da siyasetinizi de alın, siktirin gidin.