26 Eylül, 2011

Geleceğiz Yanına

Seni unutmamız imkansız, unutturmamak için yaşıyoruz.

27.09

Alpaslan Dikmen




Galatasaray - Eskişehir
20:00

21 Eylül, 2011

Başlıyorum

Biraz ihmal ettim buraları. Yazmaya başlamanın vaktidir artık. Ben şehrimdeki son günlerin hakkını vermeye çalışırken, dolu dolu yaşarken buraları; bir yandan da kendimi çekerken ağır ağır, takım üç maç oynadı ligde. Ayaklarım gitmedi, param yetmedi, canım istemedi ve daha bir sürü şey. Gitmedim hiçbirine, 5 puan bıraktık geride. Kızdım kendime, ne olursa olsun gitmeliydim diye. Bizim gibiler suçlu hissederler, ihtiyaç duyduğunda; çağırdığında yanında olamamaktan. Ama öyle insanlar var ki burada, bırakıp giderken çok daha kötü hissediyorum. Onların yanında olmam gerekliydi. Annem "Sende gelişme var" dedi. Gelişme ona göre Galatasaray'a feda etmediğim birkaç gün. Keşke söylemeseydi, hüzünlendim; olması gerektiği gibi uzaklara baktım. Dizilerdeki kadar uzun sürmedi, "Telafisi var" dedim içimden. Pazartesi açıyorum kendi sezonumu. Herkes "vira bismillah" yazarken yazamamanın eksikliğini duydum, sonunda başlıyorum...


Yarın gece İstanbul..

16 Eylül, 2011

Fotoğraf



14 Eylül gecesini, bir saat kadar geç sahne almalarına rağmen, güzel kılanlara..

09 Eylül, 2011

06 Eylül, 2011

Eylül Akşamı

Tarih sekmesinde Eylül yazmaya başladı artık. Aynaya bakınca umutlardan haber veren gözlerim yerine, bütün üyeleriyle sıkkın suratımı görüyorum. İstanbul'a dönüşüm yakınlaştıkça, ve bir Eylül akşamında Ankara bu denli güzelken hüzünlenmemek elde değil. Kahredici bir üzüntü değil bu, içimden bir şeyleri koparıp atmıyor. Keşke öyle olsa da her ayrılıktan sonra devam edebilsem hayatıma, daha kolay olurdu. Bu duygu berbat, kalsam olmayacak biliyorum gitsem gönül razı değil. Kulağımda Pilli Bebek, bir Eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürümeden gitmek istemiyorum. Ayazını sevdiğim şehir, buza çekmesini beklediğim şehir...İnsanların bir kara kışa daha hazırlarken düşüncelerini, ben ılıman ve sokakları beyaz örtülerden çok sırılsıklam kaçışan insanlara sahne olan bir şehirde olacağım. Ve ben uzun geceler boyunca kapkaranlık otobüsün kıyısında kapkaranlık asfaltı izleyeceğim. Yalnız ve sadece seni yaşayabilmek için. Biraz buruk biraz garip ayrılacağım ikinci geceyi bile geçiremeden ayazın işgal ettiği sokaklarında...Senin gecelerini uyutan gündüz yüzlü bir kızı, geceyi unutturan gülüşmeleri, gözlerime umudu yeniden getiren her şeyi geride bırakıp defalarca gideceğim. Her seferinde aklımda aynı şeyler: kalsam olmaz gitsem gönül...


gözleri bana hep umutlardan haber veren,
geceyi uyutan gündüz yüzlü o kıza

Pilli Bebek - Bak



parıldayıp duran insanlara bak,
kendi düşlerine düşmanlara bak..

04 Eylül, 2011

Çocuk Düşlerimiz


Yerin altına inen merdivenler..İnsanlar tutsun diye yapılmış ama kimsenin tutmadığı o demirlere yaslanmış bir çocuk..Üstünde bir forma..İki renk var..Bir ışık demeti yansıyor tam armanın üstüne..İsmini sormaya, söylemeye gerek bile yok armanın..Ve çocuk aynı armanın yaşı büyükçe sevdalılarına hayranlıkla bakıyor..Onlar onlarca kişi, dillerinde bir şarkı..Çocuk çok sever bu şarkıyı, annesi evde susturamaz o bunu söylerken..Ama şimdi utanıyor söylemeye, yanındaki babası teşvik etmeye çalışıyor onu ama nafile..O geçen yaşı büyükleri izliyor hayran gözlerle..Hayal kuruyor, zamanı geldiğinde onlar gibi olabilmek istiyor..Bilemez ki onlar layık değil o armaya..Birçoğu ses tellerini unutuyor stada girince..Oysa ki aralarına alsalar onu, o hiç durmadan bağırır emin bundan..Metroya doğru inenlere bakıyor son bir defa..İçinden koşup aralarına karışmak geliyor..Babasına bakıyor, düşünüyor acaba babam da onlar gibi oldu mu hiç? Soramıyor, cevabından korkuyor..Biraz sonra elinden tutup babasının, o da iniyor aynı merdivenleri..Üstünde bir forma..İki renk..Aynı ışık demeti sırtını aydınlatıyor gün batımında..Bir isim, bir numara..Ağır ağır iniyor merdivenleri, aynı iki renkten ibaret yün bilekliği çözülüp düşüyor yere..Farkedemiyor..Kulağı o seste, derin merdivenlerin en dibinden yukarılara ulaşıyor ses..İçinden eşlik ediyor sese..

Aynı iki renkten ibaret formalarıyla bir takım çıkıyor sahaya..Ve yaşı büyükler başlıyor en iyi yaptıkları işe..O emin kendinden, takımdan, abilerinden..Biliyor ki az sonra o top o ağlarla buluşacak..Birçok defa provasını yapmış çünkü..Mahallede top oynarken, iki taştan ibaret bir kalenin uzak köşesine yerden yuvarlayınca, topun gittiği yere bile bakmadan sırtındaki ismi haykırmaya başlamış defalarca..O an nasıl eminse golden, şimdi de emin..Haksız da çıkmıyor az sonra geliyor gol..Ama bir terslik var bu işte..Beş dakika ya sürüyor ya sürmüyor stattaki coşku..Babası az önce kalktığı koltuğuna oturuyor yeniden, etrafındakiler de öyle..O da çıktığı koltuktan indiriliyor arka sıradan gelen fırçayla..Yaşı büyüklere bakıyor uzaktan, cılız bir ses yükseliyor..Mutsuzluğu tarifsiz, onun hayali böyle değildi çünkü..Tam o anda kolundaki bilekliğini düşürdüğünü anlıyor..Takım son dakikada veriyor iki puanı..Çocuk üzgün..Başı önde dönüyor evine..Ağır ağır çıkıyor apartmanın merdivenlerini, üstünde bir forma..Merdivenler de yüreği gibi kapkaranlık o akşam..




Bu sene layık olalım çocukların düşlerindeki Galatasaray'a..