29 Temmuz, 2011

Nerede Kalmıştık?

Yaşamayı seninle sevdik biz. Sen olmayınca eksildik, yalnızlaştık. Hep yanında olalım istedik, sen bizimdin ve biz seni başkasına veremezdik. Gün oldu kafayı yedirdi yokluğun, içimiz üşüdü sensizlikten. İçimiz ısınsın diye sevdamızı fısıldadık kendi kendimize ahşap bir masayı tıkırdatırken. Hasretinin biteceğini biliyorduk elbet, ama seni sahada görmek dindirmiyordu bazen hasretimizi. Çünkü sen kimi zaman sahaya çıkıp yokları oynuyordun. Sen o haldeyken, seni tanımaya çalışmak arttırıyordu sana duyduğumuz özlemi. Biz senin gerçekte kim olduğunu iyi biliyorduk çünkü, sahada senin taklidini yapmaya çalışan yüreksizler gözümüzü boyamaya yetmezdi. Sana olan sevgimiz izin vermezdi. Delicesine sevdik, anlaşılmaz bir tutkuyla. Çok bilinmeyenli bir denklemdi bizimkisi ve tek çözümü sendin. Birileri mantık sınırları sundu sevdamıza, bilemezlerdi; biz seni hudutsuz sevdik. Canlar aldık, canlar verdik biz. Sevdamızın sınırını işte bu belirlerdi. Dün aradan geçen onca zaman, yaşattığın onca acıya rağmen; seni gördük biz. Sahada gerçek seni gördük. Nasıl özlemişiz bilemezsin. O kadar gerçekti ki gördüklerimiz şüphe duymak istemedik. Döndüysen işaret ver, "döndüm" de. Kandırma bizi, biz seni beklerken yeterince acı çektik. 


Bundan böyle hep ileride bas Galatasaray..

28 Temmuz, 2011

Match Day

Yaz tatili çelişkileri. An itibariyle uykuyla sabahlamak arasında gidip geliyorum. Sabah 8:00 sularında kaptana mümkün olduğunca yakın bir koltukta yola çıkmayı umuyorum. "Otobüste uyurum nasılsa" ve "Kendini kandırma da vur kafayı" arasındaki amansız mücadele devam ediyor. Tabi bunlar iki tarafın sansür sonrası isimleri. "Koymak" falan ayıp şeyler gece gece, hem de olağanüstü durumlar dışında blog'un formatında yok. Yolculuk fikri şu an pek hoşuma gitmese de tanıdık yüzleri, tanıdık bir olay-zaman bütünlüğünde görmek güzeldir. Bunları yazdıkça, taslak ekranındaki beyaz hakimiyet uykumu açtı. "Otobüste uyurum nasılsa" maçı önde götürüyor. Söylenecek çok şey var aslında ama giriş-gelişme-sonuç, anlam bütünlüğü, konudan sapmama falan önemli şeyler. Öyle olmasa ömrümüzün yarısına yakın bir kısmında bunlarla kafa yormazdık. Dolayısıyla "Kendini kandırma da vur kafayı" beraberliği yakaladı. Ayrıca sağ alt köşeden dördüncü hakem 01:04'ü gösteriyor. Yeni saate girmiş olmak da uyumam gerektiğini hatırlattı. Bu da konuk takımın son saniye golü olsa gerek.

Yarın güneşin henüz başa geçmediği saatlerde; "Bir su daha alabilir miyim?" nezaketinde, "Senin sevgin bu dünyada.." eşliğinde yeniden yollara..


Galatasaray - Liverpool FC
Ali Sami Yen
21:00

26 Temmuz, 2011

Alışamadım


bir gün gelir bir gün geçer
bazı şeyler hiç ama hiç değişmez
her geçen anın sonunda hala
alışamadım yokluğuna

25 Temmuz, 2011

İstanbul Kalmasın

Sabahlar bile farklı olur. Daha dinç uyanırsın.

Şarkılar söylersin onun için.

Ona koşmak zaten farklıdır. Koşabilmek için de farklı olmak gerekir.

Toplu taşıma, otogar, insanlar..

Bir adam bağırır "İstanbul kalmasın" diye.

Senin boynunda, üstünde iki renk

Yollarda binbir renk..

Kalbin farklı çarpar, başka bir heyecanla dolar için..

Başka sevdalara kapatırsın yüreğini onun uğruna..

Yüzün farklı güler, umutla dolarsın.

Bir yılın hayalini kurarsın..Zaferlerle doldurursun, kilometrelerce asfaltla..

Açlıkla, susuzlukla, cefayla

Ve bilirsin ki sana benzemeyen kimse senin gibi sevemez

O zaman cefasını unutursun, hayaller kurarsın onun üstüne

Üstüne kurduğun hayaller yıkılmasın diye dua edersin

Bir adam bağırır "İstanbul kalmasın" 

Binlerce adam haykırır en büyüğün adını..


Bir perşembe sabahı, onun için yeniden yollara..

22 Temmuz, 2011

Şal Atkı



boynumuzda atkılarla, üstümüzde formalarla
İstanbul'da deplasmanda inadına peşindeyiz..

Beyin Yoksunları

Sürecin başından beri yanlış ne varsa her şeyi yaptılar. Şike yaptığı yüzde ellilik bir olasılığın üstünde olan bir kulüp başkanını göklere çıkardılar. Sağ duyulu olanları, gerçek arma sevdalısı birkaçı dedi ki aslında başkana değil bu sevgi, tepkimiz de onu korumak için değil.. Diyelim inandık. İnanmak isterdik çünkü. Biz olsaydık öyle yapardık çünkü. Ama onlar ne yaptılar? Aynı şahsı milli kahraman yapıp, anıtsal t-shirtler bastılar, yüzlerinde onun maskeleriyle sahaya atladılar. E biz pek şaşıramadık. Biz inanmamıştık çünkü. İnanmak isterdik ama. Çünkü biz olsaydık böyle yapmazdık. Ama hepsi bir yana, şuna gerçekten şaşırdık. O adamın, adı rengi ne olursa olsun; yüz yıllık bir camiayı bir hiç uğruna ateşe atan o adamın maskesini yüzünüze takacak kadar yüzsüz olabileceğinizi hiç düşünmedik. İşte biz ona şaşırdık..


sözde büyük bir camianın beyni küçük taraftarına..

19 Temmuz, 2011

Sevda Değil

bir şafaktan bir şafağa
bir akşamdan bir akşama
merhaba demeden daha
bu gitmeler gitmek değil..


eğil salkım, söğüt eğil
bu benimki sevda değil..

18 Temmuz, 2011

Sen Zaferin Adısın


Sahada savaşıp şampiyon olacaksın!

Şampiyon!


Gün gelecek sizler de tribünlere çağıralacaksınız. İşte o zaman iki eliniz kanda olsa koşa koşa gelin, çünkü bilmelisiniz ki şimdi göklere çıkardığınız o armanın gerçek sahipleri orada. Sakın bu güzel oyunu kirletmeyin, kirletilmesine de izin vermeyin. Bu oyun sizinle, formasının hakkını veren futbolcularla güzel. 

Galatasaray U13 Futbol Takımı Türkiye Şampiyonu..

15 Temmuz, 2011

Ünal Aysal & Oğuz Altay

Nereye saldıracağını bilemeyenlere, gereken cevabı veren büyüklerimize can-ı gönülden teşekkürler..




Biz Galatasaraylıyız!

08 Temmuz, 2011

Aniden



kim bilir, belki bir gün aniden çıkıp gelirler
başka bedenlerde, aynı istekle..

2000 RUHU

07 Temmuz, 2011

İçimizden Birisi

Yeni tanıştığım insanlara hemen ısınamam. Zaten birkaç kişiden de tanıştıktan arkadaş olduktan çok sonraları duydum bu yönde bir şeyler. Dolayısıyla yeni yönetim geldiğinde, hele başında hiç tanımadığım bir adamla geldiğinde ne hissedeceğimi, nasıl hissetmem gerektiğini bilemedim. Şüphelendim, sorguladım hala da Ünal Aysal konusunda emin değilim. Final serisinde salona her girişinde başkanın adı bağırılırken, gözüm hep başka birisini aradı. Çünkü o varsa, içim rahattı. O iyi ki var. Bugün demiş ki, "Taraftarın gönlündeki Galatasaray geliyor." Şimdi nasıl hissedeceğimi iyi biliyorum. Ona güveniyorum, çünkü o benim gibi, bizim gibi biri. Onu tanıyorum, yaptıklarıyla söyledikleriyle iyi tanıyorum. Taraftarın gönlündeki Galatasaray'ın geleceğine inanıyorum. Söylediği gibi olmasa da, yine gelmese de o Galatasaray; ve seneye o "Artık taraftarın gönlündeki Galatasaray geliyor." dese yine inanırım. Çünkü o inanmadığı bir şeyi söylemez, ve o inanıyorsa gerçekten inanılacak bir şeyler vardır.


Avusturya yaylalarını bizim oralara benzetmeye, kimse gibi olmamaya, içimize su serpmeye, heyecanımıza sevdamıza kavgamıza ortak olmaya, "Galatasaray için ve Galatasaray ile" var olmaya devam et.

Galatasaraylı Abdurrahim Albayrak!

05 Temmuz, 2011

Belli Etmeden

Arkadaş koca bir camiayı ateşe attı. 


İçeride de birileri belli etmeden yardım etsin artık..

03 Temmuz, 2011

8372



"Binlercesi çocuktu ve binlerce kadın tecavüze uğradı. İki milyon insan evinden oldu. Yirmi bine yakını hala kayıp. Onlar savaş sonrası hep kelebekleri takip ettiler. O kelebekler yalnız bir çiçeğe konuyorlardı ve o çiçek sadece toplu mezarların üstünde açıyordu."

Soykırımın karanlık izlerini silmek için;



Yorumsuz



02 Temmuz, 2011

İz Bırakanlar Unutulmaz


Bir şarkı bazen düşüncelere boğuyor beni. İz bırakmak. Çok düşündüm, kimlerin hayatında iz sahibiyim diye. Hemen aklıma gelen birisi var. Bir iki kişi daha var, ailem var, tahminen birkaç arkadaş var. Kolay mı ki? İz bırakmak, zaman ve mekanın herhangi rastlantısal bir durumunda durup dururken hatırlanmak, anılmak.. Kolay olmasa gerek. Bazen ne kadar iyi olursanız olun, ne kadar severseniz sevin, iz bırakamazsınız. Hem o kadar önemli mi ki iz bırakmak? Son tahlilde tüm izler güzel midir? Silik bir hayat yaşamamalı tabi; ama herkesin hayatına olur olmadık izler bırakmak da saçma. O zaman ne diyelim; herkesin karşısına iz bırakmaya değer insanlar çıksın. Bir de o izler güzel olsun ulan. Hani dönüp bakınca küçük bir gülümseme gelsin, iç hesaplaşmaların, nefretin yerine.

iz bırakmalı, unutulmamalı.