21 Aralık, 2011

Devrenin Sonu


Bizim için noktayı da koy!

17.Hafta
Galatasaray - Manisa

20:30

Ali Sami YEN

19 Aralık, 2011

14 Aralık, 2011

Cimbom Çağır Yeter

Sınavsız hafta, sınav düşünmediğimiz bir zaman aralığı yok. Bu sene durumlar fena değil, ortalamanın üzerinde notlar yazılıyor haneye...Dün güzide bir bölüm dersinin ikinci vizesi az hasarla atlatıldı, Cuma gününü şimdiden zehir eden Fizik vizesinin stresi sarmaya başladı bünyeyi. Yalnız bu sene hiç teklemeyen vücut sonunda şifayı kaptı. Hastayken ders çalışmak çok zor...İçimden gelen tek şey uyumak, iyileşene kadar..




Ama bu akşam önemli..

Bu akşam ortalamanın altında bir sağlık vaziyetiyle Abdi İpekçi'ye..

"dağlar duvar olsa önüme, yollar kör düğüm düğümlense.."

08 Aralık, 2011

Gaassaray Gaassaray Cim Bom Bom!


Her dalda yarışmamız var, zaferlere kavuşmamız var..

Galatasaray 3 - 1 Birdie


From now on, it's time to go..

06 Aralık, 2011

#9


Savunmanın arasından, kalecinin uzağına

uzak direğin yakınlarına..

03 Aralık, 2011

Sensizlik



Yalnızlığa elbet alışır bedenim, yalnızlıkla belki de başa çıkabilirim..

Çok zor gelse bile yaşar öğrenirim..

Sensizlik benim canımı acıtan.

Mode XL - Düzmece

bir zamanlar..


Kentin batısından nostaljik esintiler, Mode XL.

30 Kasım, 2011

Gün Sayıyoruz


"İlk anons..."

Yine Yanlış mı Yaşıyoruz?

Derslere gitmemeye başlamıştım. İyi geçen bir vizenin kaldıramayacağı kaide yoktur, bu teoriyi hem kendi bünyemde hem de başkalarında kanıtlayabilirim. Hele iyi geçen vizenin notu da iyi geldiyse "göğe varabilir" o kaideler. Benimki de öyle oldu. İlk vizenin ardından derslere gitmemeye başladım: ders sıkıcıydı, hocaya ısınamadım, ders "kolaydı" ve daha bir sürü şey... Karıncayla ağustos böceği misaliydi benimkisi; hele haftanın iki günü uyanmamak çok güzeldi. Giderim, gideriz derken ikinci vize geldi çattı. Yumurtanın kapıya dayandığı dakikalar bunlar. Son iki gün ve start verildi, koşu başladı. Bu dakikadan sonra koşunun sonucunu ancak karıncalar belirler, bir iki ağustos böceği de belki aradan sıyrılırsa...Haftanın sonu Ankara deplasmanını, takip eden haftanın içi de derbiyi işaret ediyor. Kısacası bu hafta pek çok dönüm noktasının birlikte dönüleceği, birden çok bitiş çizgisinin aynı anda geçileceği hafta. Belki de yanlış yaşıyoruz, ama bugün doğrular yapılmalı; çünkü köprüden önce son çıkışı kaçırmak istemiyorum.

Math 201: Linear Algebra Midterm #2
2 Aralık Cuma

New Hall Arena

28 Kasım, 2011

Gülümsemek Güzeldir #2

Yoruma pek de gerek yok sanırım. Karşınızda, Angara Birds.

Bir başkadır benim memleketim... 

26 Kasım, 2011

Bazen Sadece Bağırmak İstersin


Tribünün göremediğin bir yerinden birisi vursun istersin davula tam o anda. Bağırmak istersin, top taca çıkmıştır kornere yakın bir yerden. Atakların ardı arkası gelmiyordur, ara paslar ardı ardına. Her orta tehlike oluyordur rakip kalede. Sen bağırmak istersin. Göz göze gelirsin bir arkadaşınla, gözleri anlatır her şeyi. Gol istersin. 

Yükseltirsin sesini, yıkmak istersin sesinin yankısıyla titreyen duvarları. Bilmezsin, en güçlü titremeyi içinde hissedersin. Damarların çatlayıncaya kadar haykırırsın, her dakika bir ses telini koparırcasına. Etrafına bakarsın, bir sen ve senin gibiler kalmıştır ayakta. Kalanlarda ölü sessizliği, ama sen herkes senin gibi olsun istersin. Sesin bu ülkenin her yerinden, sarı kırmızının izlendiği her köşeden duyulsun istersin. Sınırlar bağlamaz seni, tüm dünya duysun istersin. Bilirsin, bir yerlerde; bu ülkeden çok uzak bir yerlerde dinliyordur birileri sesini. Hasretlerin kavurduğu gönüller vardır bilirsin. Gurbetin kemirdiği ruhlar vardır, bilmesen tanımasan bile hissedersin. 

Sınavın vardır, okulun vardır, işin vardır. Bu hayat sana neyi zorunlu kılıyorsa o vardır işte. Senin olmak istediğin bir tek yer vardır, oraya gitmek istersin. Söylemen gereken şeyler vardır her gün. Yüzüne tükürülmeyecek insanlara “bey”, “hanım”, “hocam” dersin. Boyun eğmenin seni yerin dibine soktuğu anlar yaşarsın bazı günler. Elin mahkumdur, belki ekmek parasıdır; belki diplomadır derdin. Ama sen tek bir yerde boyun eğmezsin. Her şeyi unutup, bağırmak istersin. Top taca çıkmıştır kornere yakın bir yerden.  Atakların ardı arkası gelmiyordur, tabelada hala eşitlik. 

Alkışlara karışır sesin, alkışları duyulmaz kılar bir zaman sonra. O andan sonra bir tek sensin, kopar bağların hayatla. Kısa bir süre de olsa unutursun dertlerini. Bağırmak iyi gelmiştir sana. Sahada iki top vardır, katlanamazsın boşa geçen zamana. Hakem olmadık bir yerde keser oyunu, delirirsin. Islıklara karışır sesin, rakip akın akın geliyordur bu sefer. O ataktan bir yol olmaz, hissedersin. Hazırlarsın kendini, topu alınca bir daha itersin takımını. Gitmeyen ayaklar gider sahada, olmadık paslar yerini bulur. Desteğin son haddini verirsin. 

O taç kullanılır sonunda, kornere yakın bir yerden. Bir orta gelir son çizgiden, ağlarda görürsün topu. Film kopar, ses kesilir. Bağırmak istersin, top ağlara gitmiştir iki direğin birleştiği yerden. Kimin attığının bir önemi yoktur, sen atmışsındır o golü. Yanındaki atmıştır. Kimin yediği umrunda değildir. Hocan yemiştir golü, belki de patronun. Girişte sana posta koyan o polis yemiştir. Ertesi günün skorunu bilmesen de, bilirsin ki 1-0 önde başlayacaksın güne. Yüzünde akşamdan kalma bir gülümseme, sesin kısık, bedenin yorgun. Yürürsün günün ilk adımlarını; dilinde bir melodi, birkaç satır. 

Bazen sadece bağırmak istersin.  

24 Kasım, 2011

Sarının Yanındaki Kırmızı



Biz verdiysek omuz omuza, dize gelir karşımızda bütün dünya..

Galatasaray 78 - 76 Asseco Prokom 

20 Kasım, 2011

Bir Adım Kala



Sen sahaya çıkıyordun, bir adım kala durdurdular beni. Bir adım daha yakın olsaydım, yanımda aynı yolun yolcusu birkaç yüz adam; haykırsaydık son nefesimizi verircesine...

Sen sahaya çıkıyordun, ıslıkladılar. "Delikanlı Cimbom, neredesin" dediler. Bizim bir biletimiz bile yoktu, bire iki yapılacak bir turnike bile bırakmadılar.. Sen sahaya çıkıyordun, Ali Sami Yen sokağında onlarca deli yürek, ceplerindeki meşaleleri kontrol ediyordu son kez.

Bir adım kala döndüm. Sırtımı sana dönmek ne kötüymüş, sırtıma alıp taşıyabilirdim oysa bütün yükünü...Bırakmadılar..

Dakikalar sonra meşaleler tutuştu aynı semalarda, "Delikanlı Cimbom" oradaydı...

Duyulan son ses oldu kapalı kutudan, "Saldır Beleştepe". Fayda etmedi... Beleştepe düştü. İlk yarının kalan 15 dakikasında sus pus maç izlediler... Tahmin etmemişlerdi, yalandan dayanışma mesajı verdikleri deplasman taraftarı, gerçekten gelmişti.


"Biz buradayız, yine varız."

17 Kasım, 2011

11 Kasım, 2011

Aforizma

Artık pek yazmıyorum buraya. Buraya bir ara içimden geldiği gibi, keyif alarak, sık sık ve uzun uzun yazardım. Tadını kaçırdılar. Tribünün, futbolun, sporun, siyasetin tadını kaçırdılar. Herkes bir tarafından çekti sevdiğim ne varsa, tutanın elinde kaldı. Futbolun itinayla içine edildi, sporun temsil ettiği yüce değerlerin hepsi bir bir ayaklar altına alındı ve tribün olmadık insanların sofralarına meze oldu.

İçimden yazmak gelmiyor artık. İfade etmek istediğim, hakkında güzel şeylerden bahsetmek istediğim ne varsa kirlettiler. Kimse görevini yapmaz oldu. Taraftar bağırmaz oldu, futbolcu oynamaz oldu... Yorumcu yorum yapmayı bırakıp taraftar oldu mikrofon başında... Milli futbolcu küfürbaz oldu az önce. Kaleyi tutan bir şutu bile olmayan bir takımı savundu "şeytan" lakaplı tarafsız(!) yorumcu. Aynı yorumcu son maçta aynı takıma sinirlenip yayın kulübesini terketmişti oysa ki, herkes biliyordu gerçekleri.

Daha birkaç hafta öncesinde, camiasının en büyük taraftar oluşumu "Milli takıma gitmeyin." çağrısı yaparken; hocası aynı fikirleri yansıtan demeçler verirken arka arkaya; bugün o kaleci ay-yıldızı gösterdi tribünlere. Ne güzelmiş ay-yıldız, ilk defa gördü tribündekiler. Ne kolaymış bir kenara fırlatmak, ne kolaymış tekrar fedaisi olmak. Şovenizmin kralını yaptılar, malum yorumcu: "Şahane stat yapanlar da yuhalandı burada.." dedi. Siyasetin kralını yaptılar, sporun bembeyaz sayfasına kapkara lekeler bıraktılar.

Eleştirilecek başka bir şey kalmamış gibi, yirmi dakika tribünlerden bahsedildi ulusal kanalda. Oysa ki, maçın hemen başında övgüler yağıyordu aynı tribünlere... Milli takım taraftarımız yokmuş bizim, öyle söylemeyi uygun gördü sonraları malum yorumcu. Bir eksiğimiz o kalmıştı çünkü; sahada falan her şey yolundaydı. Üç gol birden yememiştik, rakip kaleye kırk metre mesafede kırk tane pas yapan biz değildik. Teknik direktörü hiç suçlu değildi örneğin, federasyon sorumluluk sahibi değildi... Şike hiç etkilememişti mesela futbolumuzu.

Anadolu'da oynamalıymışız maçlarımızı, en azından saygı duyulurmuş futbolcularımıza. Saygıyı sizlerden öğreneceksek işimiz var bizim. Tek cevabım var, nereye gidiyorsanız; futbolcunuzu da federasyonunuzu da siyasetinizi de alın, siktirin gidin.

21 Ekim, 2011

Düşüyoruz Yine Yoluna


gecenin yarısında kıvrılır altımızda asfalt, 

uyku girer aklımıza, 

yıkık hayaller görürüz yollar boyunca...


 İstikamet Antalya.

15 Ekim, 2011

On Road, Once Again

Perşembe öğleden sonra yine düştüm yola. Artık buraya Ankara temalı, duygusal yazılar yazmıyorum. Alıştım mı acaba? Altı saatlik yola alıştığım kesin. Dizüstü bilgisayarın şarjı bitene kadar dizi izliyorum, sonra kitap okuyorum. Sıkılınca otobüsün dizininden bir de film patlatıyorum. Sıkılma fırsatım bile olmuyor, Ankara gişeleri görüyorum. Öğrenci indirimi yapmaya karar veren kodaman bir otobüs firması sayesinde, artık AŞTİ çilesini çekmiyorum. EC.101 kodlu güzelim derste öğrendiğim "Price Discrimination" olayını kavrayan bir firma daha. Farkında değilim sanmayın sevgili firma yetkilileri, ilişkimiz mutualist temellere dayanmakta. Velhasıl, yarın yeniden yola çıkıyorum. Ankara'daki derbiyi es geçiyorum, Bursa maçı hedef maçı. Rakip tribünün deplasman yasağı kalkıyormuş, iyi güzel. Deplasman tribününün sağlam olduğu maçlar bizim gibilere daha çok keyif verir. Hele biz deplase olmuşsak...

Her iki takım da çıkışta, ama bu maçı kazanmamız bizim için bir şeylerin netleşmesi anlamına gelebilir. Bursa'nın Galatasaray deplasmanında kaybedebileceği çok da bir şey yok. Saldırması gereken tabi ki biziz, yine omuz omuza vereceğiz, yükselecek sesimiz ufuklara:


Saldır Galatasaray!

12 Ekim, 2011

01 Ekim, 2011

Sen Şampiyon Olacaksın!


Perşembe akşamı Kavacık'ta kalabalıkların sessizleştiği, gelenle gidenin birbirine karıştığı bir akşamda başladım yolculuğa. Rakip firmanın otobüsleri tıkır tıkır gelirken, benim tercih ettiğim firma FSM Köprüsü trafiğinden şikayetçi, ağlamaklı anonslarda bulunuyordu yolcularına. 1 saat gecikmeli başlayan yolculuk, sonraki sefere yetişmeye çalışan otobüs personeli ve 15 dk molanın ardından Ankara. İstanbul'un gündüz güneşine biraz da bilerek kanıp şortla gelince, başkentin ayazı hatırlattı gelmekte olan mevsimi. Ertesi sabahki biletix seansı uykumdan çalsa da bilet almayı başarmaktan ötürü sevinçli yaşadım son iki günü. Gerçi benim almam yetmez, orada olması gereken herkes de alabilmeliydi. Bu noktada geçmişteki gişe itişmelerini hatırlayıp geçmişi özlemle anıyoruz. Gücün hükmettiği yerde güçlü olmaktı amaç. Güçlü olan stada girebiliyordu, olmayan bilet kuyruğuna bile gelemiyordu. Böylesi daha mı iyi diye düşünürken bizim arkadaşların çoğunun mağdur olduğunu öğreniyorum sosyal medyadan. Tribünde kalabalık olup, şahsi nefretimin en yoğun odağı olan çakallar camiasını kendi statlarında susturmak isterdim. Hala umudum var gerçi, biletlerin bu kadar kısa süre içinde bitmesi bir şeylerin habercisi olabilir. Tribünü yaşayan bunu bilir. Tabi bence asıl sonuç, maçtan önce koyu tenli bozuk ağızlı birkaç çakalın karaborsası olur. Yine de yarın ola hayrola.

Maça dönersek, evime en yakın deplasman olması en güzeli. Bir Bursa, bir İnönü değil, bir Kadıköy hiç değil tabi. Ama olsun, en azından su götürür bir rakip tribün ve nispeten formda bir Galatasaray. Bu maçı almak, sonra Bursa maçını almak, sonra kupayı almak gibi isteklerimiz var. Ve biliyorum ki, önümüzde mutluluklarla dolu bir sene var. Yazıdaki duygusal yoğunluk normal seviyenin biraz altında, şöyle bitirelim:

Tribünlerde coşacaksın, kupaları alacaksın..
                                               Sen şampiyon olacaksın! 

26 Eylül, 2011

Geleceğiz Yanına

Seni unutmamız imkansız, unutturmamak için yaşıyoruz.

27.09

Alpaslan Dikmen




Galatasaray - Eskişehir
20:00

21 Eylül, 2011

Başlıyorum

Biraz ihmal ettim buraları. Yazmaya başlamanın vaktidir artık. Ben şehrimdeki son günlerin hakkını vermeye çalışırken, dolu dolu yaşarken buraları; bir yandan da kendimi çekerken ağır ağır, takım üç maç oynadı ligde. Ayaklarım gitmedi, param yetmedi, canım istemedi ve daha bir sürü şey. Gitmedim hiçbirine, 5 puan bıraktık geride. Kızdım kendime, ne olursa olsun gitmeliydim diye. Bizim gibiler suçlu hissederler, ihtiyaç duyduğunda; çağırdığında yanında olamamaktan. Ama öyle insanlar var ki burada, bırakıp giderken çok daha kötü hissediyorum. Onların yanında olmam gerekliydi. Annem "Sende gelişme var" dedi. Gelişme ona göre Galatasaray'a feda etmediğim birkaç gün. Keşke söylemeseydi, hüzünlendim; olması gerektiği gibi uzaklara baktım. Dizilerdeki kadar uzun sürmedi, "Telafisi var" dedim içimden. Pazartesi açıyorum kendi sezonumu. Herkes "vira bismillah" yazarken yazamamanın eksikliğini duydum, sonunda başlıyorum...


Yarın gece İstanbul..

16 Eylül, 2011

Fotoğraf



14 Eylül gecesini, bir saat kadar geç sahne almalarına rağmen, güzel kılanlara..

09 Eylül, 2011

06 Eylül, 2011

Eylül Akşamı

Tarih sekmesinde Eylül yazmaya başladı artık. Aynaya bakınca umutlardan haber veren gözlerim yerine, bütün üyeleriyle sıkkın suratımı görüyorum. İstanbul'a dönüşüm yakınlaştıkça, ve bir Eylül akşamında Ankara bu denli güzelken hüzünlenmemek elde değil. Kahredici bir üzüntü değil bu, içimden bir şeyleri koparıp atmıyor. Keşke öyle olsa da her ayrılıktan sonra devam edebilsem hayatıma, daha kolay olurdu. Bu duygu berbat, kalsam olmayacak biliyorum gitsem gönül razı değil. Kulağımda Pilli Bebek, bir Eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürümeden gitmek istemiyorum. Ayazını sevdiğim şehir, buza çekmesini beklediğim şehir...İnsanların bir kara kışa daha hazırlarken düşüncelerini, ben ılıman ve sokakları beyaz örtülerden çok sırılsıklam kaçışan insanlara sahne olan bir şehirde olacağım. Ve ben uzun geceler boyunca kapkaranlık otobüsün kıyısında kapkaranlık asfaltı izleyeceğim. Yalnız ve sadece seni yaşayabilmek için. Biraz buruk biraz garip ayrılacağım ikinci geceyi bile geçiremeden ayazın işgal ettiği sokaklarında...Senin gecelerini uyutan gündüz yüzlü bir kızı, geceyi unutturan gülüşmeleri, gözlerime umudu yeniden getiren her şeyi geride bırakıp defalarca gideceğim. Her seferinde aklımda aynı şeyler: kalsam olmaz gitsem gönül...


gözleri bana hep umutlardan haber veren,
geceyi uyutan gündüz yüzlü o kıza

Pilli Bebek - Bak



parıldayıp duran insanlara bak,
kendi düşlerine düşmanlara bak..

04 Eylül, 2011

Çocuk Düşlerimiz


Yerin altına inen merdivenler..İnsanlar tutsun diye yapılmış ama kimsenin tutmadığı o demirlere yaslanmış bir çocuk..Üstünde bir forma..İki renk var..Bir ışık demeti yansıyor tam armanın üstüne..İsmini sormaya, söylemeye gerek bile yok armanın..Ve çocuk aynı armanın yaşı büyükçe sevdalılarına hayranlıkla bakıyor..Onlar onlarca kişi, dillerinde bir şarkı..Çocuk çok sever bu şarkıyı, annesi evde susturamaz o bunu söylerken..Ama şimdi utanıyor söylemeye, yanındaki babası teşvik etmeye çalışıyor onu ama nafile..O geçen yaşı büyükleri izliyor hayran gözlerle..Hayal kuruyor, zamanı geldiğinde onlar gibi olabilmek istiyor..Bilemez ki onlar layık değil o armaya..Birçoğu ses tellerini unutuyor stada girince..Oysa ki aralarına alsalar onu, o hiç durmadan bağırır emin bundan..Metroya doğru inenlere bakıyor son bir defa..İçinden koşup aralarına karışmak geliyor..Babasına bakıyor, düşünüyor acaba babam da onlar gibi oldu mu hiç? Soramıyor, cevabından korkuyor..Biraz sonra elinden tutup babasının, o da iniyor aynı merdivenleri..Üstünde bir forma..İki renk..Aynı ışık demeti sırtını aydınlatıyor gün batımında..Bir isim, bir numara..Ağır ağır iniyor merdivenleri, aynı iki renkten ibaret yün bilekliği çözülüp düşüyor yere..Farkedemiyor..Kulağı o seste, derin merdivenlerin en dibinden yukarılara ulaşıyor ses..İçinden eşlik ediyor sese..

Aynı iki renkten ibaret formalarıyla bir takım çıkıyor sahaya..Ve yaşı büyükler başlıyor en iyi yaptıkları işe..O emin kendinden, takımdan, abilerinden..Biliyor ki az sonra o top o ağlarla buluşacak..Birçok defa provasını yapmış çünkü..Mahallede top oynarken, iki taştan ibaret bir kalenin uzak köşesine yerden yuvarlayınca, topun gittiği yere bile bakmadan sırtındaki ismi haykırmaya başlamış defalarca..O an nasıl eminse golden, şimdi de emin..Haksız da çıkmıyor az sonra geliyor gol..Ama bir terslik var bu işte..Beş dakika ya sürüyor ya sürmüyor stattaki coşku..Babası az önce kalktığı koltuğuna oturuyor yeniden, etrafındakiler de öyle..O da çıktığı koltuktan indiriliyor arka sıradan gelen fırçayla..Yaşı büyüklere bakıyor uzaktan, cılız bir ses yükseliyor..Mutsuzluğu tarifsiz, onun hayali böyle değildi çünkü..Tam o anda kolundaki bilekliğini düşürdüğünü anlıyor..Takım son dakikada veriyor iki puanı..Çocuk üzgün..Başı önde dönüyor evine..Ağır ağır çıkıyor apartmanın merdivenlerini, üstünde bir forma..Merdivenler de yüreği gibi kapkaranlık o akşam..




Bu sene layık olalım çocukların düşlerindeki Galatasaray'a..

26 Ağustos, 2011

Simple Past Tense



"Müthiş bir taraftar desteğiyle oyuna başladı Galatasaray, Arif ligde 15 golün sahibi.."

25 Ağustos, 2011

Every Weekend On Your Side!

1. Hafta: Büyükşehir Belediyespor - Galatasaray
2. Hafta: Galatasaray - Samsunspor
3. Hafta: Karabükspor - Galatasaray
4. Hafta: Galatasaray - Eskişehirspor
5. Hafta: Ankaragücü - Galatasaray
6. Hafta: Galatasaray - Bursaspor
7. Hafta: MP Antalyaspor - Galatasaray
8. Hafta: Galatasaray - Gaziantepspor
9. Hafta: Kayserispor - Galatasaray
10. Hafta: Galatasaray - Mersin İdman Yurdu
11. Hafta: Beşiktaş - Galatasaray
12. Hafta: Galatasaray - Sivasspor
13. Hafta: Gençlerbirliği - Galatasaray
14. Hafta: Galatasaray - Fenerbahçe
15. Hafta: Trabzonspor - Galatasaray
16. Hafta: Orduspor - Galatasaray
17. Hafta: Galatasaray - Manisaspor 

Erken Kaybedenler

"...Ayrıca adaların denizi de temizdir herhalde. Bizim burada da deniz var ama çok pis. Anahtarlık, sigara paketi, kibrit, kutu kola kutusu, terlik teki, bilimum ıvır zıvır işte, bitpazarı gibi, ne ararsan var. Bir sürü yosun ve denizanası da cabası . Geçen yazdan önceki yaz birkaç sefer gitmiştik, annem de denizanalarından korktuğu için girememişti. Ben denizanasını avucuma almış, fırlatacak uyuz biri var mı acaba çevremde diye aranmaya başlamıştım. Annem koşarak gelmiş ortalığı ayağa kaldırmıştı. Denizanaları adamın üstüne yapışırlarmış, yapışınca da hasta ederlermiş. Öyle dehşet içinde anlatmıştı ki bunları, kendi korkusunu bana da geçirmeyi başarmıştı. Yeni edindiğim denizanası korkum, bu korku yüzünden harbiden siniri bozulmuş bir ruh hastası gibi, çeşitli jest ve mimiklerle destekleyerek babama açmıştım hemen. Babam, ottan boktan korkan bir tip olacağımdan korktuğunu söylemişti. Herkesin bir şeylerden korktuğu üç kişilik bir aileyiz işte. Soyadımız Korkmaz. Ben devlet olsam buna müsaade etmem..."


Erken Kaybedenler - Emrah Serbes

"Yoldan çıkmış bir neslin manifestosu."

24 Ağustos, 2011

Nostalgia


Devirdiğimiz devlerle dolu bu dünya, 
Saldır Cimbom Allah aşkına !

Real Madrid - GALATASARAY
23:30

20 Ağustos, 2011

Son Hafriyat






















"Bir eli direksiyonda, diğer eli Tekel Birası'ndayken, cebinde Hoppa'yla ve göğsünün ortasında matkapla açılmış bir yarayla, farkında olmadan Esat'a gelmişti. Çünkü Esat, küçük ve büyük olmak üzere ikiye ayrılan, şirin bir semtimizdir. Burada, aşk acısı çeken sempatik insanlar oturur. Bu semtimizin bir diğer özelliği de sınırlarının belirsiz olmasıdır. Bu yüzden pek çok Ankaralı, Esat'ta oturmadığı halde kendini Esatlı zanneder."

Son Hafriyat, Bir Ankara Polisiyesi

Emrah Serbes - 2007

Ankara

16 Ağustos, 2011

Her Temas İz Bırakır


On gün içinde tüm sezonunu izledikten sonra, nasıl başladığını öğrenmem lazımdı.

Her şey bu kitapla başladı..

"Kırmızı Vosvos az ötede duruyordu. Gökyüzünde tek yıldız yoktu."

Emrah Serbes
2006 / Ankara

Onun Aslanları


Geçen sezon herhalde artık hiçbir şey bizi heyecanlandıramaz derken, futbolcuların isimlerini duymak bile sinirimizi bozarken onlar yetişti imdadımıza. Önceleri iyi takımız, mücadelemiz de iyi; bu sene bir şeyler olur dedik. Sonra sonra bir sürü mesele girdi araya, sezon uzun tabi. Maçları ardı ardına kazandılar, ne zaman İpekçi'ye düşse yolumuz; iyi niyetli tribün çabamız ve galibiyet gelmese de takım olan inancımızla gülen yüzlerle ayrıldık salondan. Sezon sonunda bir haftalık sendeleme ve ilk turda Beşiktaş'ı bulduk karşımızda. Tribünler normalin üstünde dolmaya başladı, takım da normalin üstünde oynamaya. İpekçi'deki tek maç yetti kartalı süpürmeye. O gün yaptığımız tribün mutluluktan havalara uçurmuştu bizi. O zaman anladık bu tribünün kurtuluşu o salondan geçiyordu. Hücum başlangıçlarında alkışlarımızla güç kattığımız ani girişler tüm tribüne yayılırken takım da şaha kalkıyordu. Savunmada 5-6 kişiyle sürdürüyorduk besteleri, hücuma geçer geçmez toparlıyorduk tribünü. Islık kıyameti kopuyordu bir yandan, el üstü şutlar atıyordu rakipler ve Tutku'yla saldırıyordu Galatasaray. Bizim için hiç hesapta olmayan sezon sonu mutluluklarıydı bunlar. Bütün senenin çabası meyve veriyordu. Başarıya hiçbir zaman şartlamadık bünyeleri ama sarı kırmızı armanın başarısı mutluluğun en güzeliydi. Molaya giderken "re re re ra ra ra", mola dönüşlerinde "kalplerde yıldız gönüllerde ay" dillerden düşmedi. Sonra tek otobüs Bandırma deplasmanı, ordaki güçlü tribün; deplasmandan çıkardığımız tek galibiyetle İstanbul'a döndü takım. İstanbul'da devam eden güzel oyunla finale uğurladık onları. Final heyecanı zaten herkesin aklında. Son saniye basketiyle yeniden umutlandığımız sırada Ankara'daydım. Erkenden umudumu yitirmek utandırınca, sonraki maça Ankara'dan kalkıp gittim. Kaybettik belki ama, yaşadığımız mutluluğa, bize yaşattıkları heyecana değdi. Formayı ıslattıkları her damlayla mutlu ettiler bizi. Başlarında adam gibi bir adam vardı. Geçen sezon futbol takımında mumla aradığımız cinsten bir adam. O  bu sene de takımın başında. Takıma birkaç takviye yapıldı, gelenler gidenler oldu; ama sahada onun aslanları oldukça, içimiz rahat. Bugün idmanın son bölümünde taraftarla buluşuyorlar, fırsatı olan herkes gitmeli.

"Bu büyük taraftarınla, yine şampiyon olalım..."

15 Ağustos, 2011

Görünen Köyün Kılavuzu

Susmayı planlıyordum. Bugün yapılacak olan açıklamanın tatmin edici olmayacağını biliyordum; ama susmayı planlıyordum. Çünkü biz konuştukça; malum takım ve diğerleriyle ilgili somut karar beklentimizi dile getirdikçe haksız duruma düşüyorduk. En güzeli susmak ve izlemekti bana göre. Hayır hayır, en güzeli eyyamcı şerefsizlerin okuduğu o listede Galatasaray'dan tek bir isim bile duymamaktı. En güzeli kuduz köpekler gibi etrafa saldıran insan taklitlerinin her seferinde duvara çarpıp yere yığılışlarıydı. Caddeye sığmayıp Taksim'e geliyoruz diyip, yokları oynayışlarıydı. En güzeli bir anda lisenin önünde beliren binlerce Galatasaraylıydı. Ve ben bugün susmayı planlıyordum. En güzel cevabı, konuşmaya bile gerek kalmadan veriyorduk çünkü.


Lakin olaylar ilk patlak verdiğinde, "Sandığımızdan da kötü", "Mahkemeden önce karar vermemiz şart." diyerek, yetinmeyip bir de ligleri erteleyen zeka yoksunu zihniyet bugün çıkıp savunma hakkından, soruşturmanın gizliliğinden ve delil eksikliğinden bahsetti. Ardından bu dedikleriyle çelişerek, onlarca ismi PFDK'ya sevketti. Sırf Galatasaraylılar değil, futbola gönül veren her vatandaş bir şeylerin değiştiğini görmek için ekran başında bu safsataları dinledi. Birkaç soru geldi akıllarına, aptal yerine kondular çünkü. Madem savunma hakkını kullanamayacaktı şüpheliler, ligi ne diye ertelediniz? Madem karar veremeyecektiniz, madem kalıbınız ve tarafınız yetmeyecekti, ne diye beklettiniz bunca insanı bu kadar? Madem ki gizlilik kararı sizin önünüzde bir engeldi, karar yetkiniz yoktu; ne diye aldınız delilleri? En nihayetinde, siz 1 aydır ne iş yaptınız mübarekler?

Cevap veremeyeceğiniz sorular sordurmayın bize. Tarafınız neyse belli edin, deyin ki : "Ekonomik olarak bilmem ne, Anadolu kulüpleri de böyle böyle, biz de şöyle şerefsiziz..", biz de bilelim. Görünen köyün bir kılavuzu kaldı eksik, onu da vermiş olursunuz böylece.

11 Ağustos, 2011

Seviyoruz


Seviyoruz seni can-ı gönülden
Cimbombomsun sen bizim canımız!

08 Ağustos, 2011

Ankara

Şarkılarda duyduk sesini önceleri. Halbuki sen çok gürültü yapardın, biz nasıl duyduk o şarkıları? Biz kimdik lan..Biz sana uyandık, gözümüzü seninle açtık. İs kokardı nefesin o zamanlar. Kapkaraydı yüzün, kar yağmadan aydınlanmazdı kışları. Yazları sıcak ve kuraktı, o hiç değişmedi. Kışları soğuk ve kar yağışlıydın sen. O zamanlar gerçekten kar yağardı, yağdı mı kalkmazdı yerden. Kızılay çamur deryası olurdu, hiç anlam veremediğim bir insan kalabalığı koşuştururdu akşamları. Güvenpark'tan oluk oluk dolmuş akardı Kumrular'a. Güzel yerdi o zamanlar Keçiören. Evimiz de güzeldi. Kimse bilmez ama su verirsen bozkır kalmaz Ankara. Biraz nem görünce yeşilleniverir toprak buralarda. O ev yemyeşildi, taştan bir avlusu o avludan sokağa inen merdivenleri vardı. Bahçesindeki dut ağacı meyve verdiğinde bizden mutlusu yoktu. Kolaydı mutluluk, portakallı meybuz bir de bmx. Çocuk esirgemenin ilerisi yasaktı bize. Sokağın adı yok aklımda, ama o sokakta kilometrelerce bisiklet sürdüm. Bir aşağı, bir yukarı. İlk çocukluğum öyle geçti benim. Şimdi korkuyorum, ilerde çocuğum olursa bunları yaşayabilecek mi diye. Sonra taşındık oralardan. 

Denizsiz şehir eksik şehirmiş hep öyle dediler. Biz çok uğraştık sokaklarını denize çıkaramadık. İnce bellinin kırmızı beyaz tabağına güzel bir manzara iliştiremedik. Ne fark eder dedik içimizden, biz ilk seni gördük, ondan sevdik seni. Şarkılarda duyduk sesini, en güzel vokali sen yapardın. Gizemli şehirdin. Ben çok merak ederdim. Pavyonların içi de kapıları kadar gösterişli midir? Gençler'in niye bu kadar az taraftarı var? Atatürk de sever miydi Ankara'yı? Demirtepe-Maltepe arası dümdüzken niye ikisinin de adı tepe? Balgat ne demek? Çankırı Caddesi'nden Aydınlıkevler'e giderdim anneanneme. Geçerken Bentderesi bilmecesine bakardım uzaktan. Dağlar, tepeler dolusu gecekondu. En tepedeydi Kale, en üstteydi bayrak.

Yıllar geçti, biz büyüdük. Senin kanını emen bir şerefsiz vardı hep. İsmi geçer oldu masum hayatlarımızda, birilerini ona küfrederken duyar olduk. Kim oy veriyordu o zaman o adama? Anlamadık. O adam hala başında, alt geçit manyağı yaptı yolları, su bastı geçenlerde birini. Metroya başladı, şu zamanda bitecek dediler. Meğerse bir tane ray döşememiş sonradan öğrendik. Aptal yerine koydular seni. Tüm memleketi aptal yerine koydular. AVM kenti oldun haberin olmadı. Bir tane, beş tane derken her tarafı kapladılar. Sokaklarını denize çıkaramadık ondan oldu hep.

Bozkırda yeşil bir yuvaydı okulum. Yeşil değildi pek ama marşını öyle yazmışlardı. E biz de söylüyorduk. Her gün iki saat yol çekerdim. Değerdi ama. İyi top oynardık, güzel zamanlardı. Kola kutusundan, pet şişe kapağından bile futbol topu yapardık. O kadar yaratıcıydık. Eylemler olurdu parmaklıkların dışında. Polisin biber gazı bu kadar etkili değildi o zamanlar. Zırhlıdan tazyikli su sıkarlardı. Yere düşen afişler görürdük, nöbetçi öğretmenler aceleyle içeri alırlardı bizi. Sınıfın camından izlerdik. Okul çıkışı seyyarlardan saçmasapan şeyler alırdık. Servis Kolej'den Kurtuluş'a dönene kadar yarım saat geçerdi. Sıhhıye'den Gazi Mahallesi'nden geçip çiftliğin oradan devam ederdik. Güzel günlerdi, onlar da geçti gitti.


Denizsiz şehir eksik şehirmiş hep öyle dediler. Biz çok uğraştık sokakların denize çıkmadı. Ne fark ederdi ki, biz ilk seni gördük ilk seni sevdik. Şarkılarda duyduk sesini, en güzel vokali sen yapardın. Ankara'nın en çok İstanbul'a dönüşünü sevdiler birileri. Biz nereye gitsek seni özledik. Şarkılarda duyduk sesini, en güzel vokali sen yapardın.



Behzat Ç.


Bir Ankara Polisiyesi

çekemeyen Arka Sokaklar izlesin.

04 Ağustos, 2011

Alnımızın Akı


" Yürütülen bir soruşturma kapsamında Sayın Bülent Tulun'un tanıklığına ihtiyaç duyulmuştur. Gerek Sayın Bülent Tulun gerekse Galatasaray Spor Kulübü, Emniyet ve Savcılığa her türlü yardımı yapmaktadırlar.Bu bağlamda Sayın Bülent Tulun, Florya tesislerinde emniyet mensuplarıyla biraraya gelmiştir.

Galatasaray Spor Kulübü "

Gün içerisinde birtakım basın-yayın mecraları ve ismi lazım olmayan camiaların köpekleri, içine düştükleri bataktan sıkılmış olacaklar ki; bizi de içine çekmeye çalıştılar. Unutmayın şeref yoksunları, bizim yolumuz ayrı. Unutmayın haysiyet yoksunları, sizin lekeli geçmişiniz geleceğinizi kararttı. Saldırın bize, siz saldırdıkça daha da gururlandığımız değerlerimiz var bizim.

Sarıyla kırmızı, alnımızın akıdır! 

Çocuk Düşlerimiz


olsun demek de zor artık
çocuk düşlerimiz yok artık

29 Temmuz, 2011

Nerede Kalmıştık?

Yaşamayı seninle sevdik biz. Sen olmayınca eksildik, yalnızlaştık. Hep yanında olalım istedik, sen bizimdin ve biz seni başkasına veremezdik. Gün oldu kafayı yedirdi yokluğun, içimiz üşüdü sensizlikten. İçimiz ısınsın diye sevdamızı fısıldadık kendi kendimize ahşap bir masayı tıkırdatırken. Hasretinin biteceğini biliyorduk elbet, ama seni sahada görmek dindirmiyordu bazen hasretimizi. Çünkü sen kimi zaman sahaya çıkıp yokları oynuyordun. Sen o haldeyken, seni tanımaya çalışmak arttırıyordu sana duyduğumuz özlemi. Biz senin gerçekte kim olduğunu iyi biliyorduk çünkü, sahada senin taklidini yapmaya çalışan yüreksizler gözümüzü boyamaya yetmezdi. Sana olan sevgimiz izin vermezdi. Delicesine sevdik, anlaşılmaz bir tutkuyla. Çok bilinmeyenli bir denklemdi bizimkisi ve tek çözümü sendin. Birileri mantık sınırları sundu sevdamıza, bilemezlerdi; biz seni hudutsuz sevdik. Canlar aldık, canlar verdik biz. Sevdamızın sınırını işte bu belirlerdi. Dün aradan geçen onca zaman, yaşattığın onca acıya rağmen; seni gördük biz. Sahada gerçek seni gördük. Nasıl özlemişiz bilemezsin. O kadar gerçekti ki gördüklerimiz şüphe duymak istemedik. Döndüysen işaret ver, "döndüm" de. Kandırma bizi, biz seni beklerken yeterince acı çektik. 


Bundan böyle hep ileride bas Galatasaray..

28 Temmuz, 2011

Match Day

Yaz tatili çelişkileri. An itibariyle uykuyla sabahlamak arasında gidip geliyorum. Sabah 8:00 sularında kaptana mümkün olduğunca yakın bir koltukta yola çıkmayı umuyorum. "Otobüste uyurum nasılsa" ve "Kendini kandırma da vur kafayı" arasındaki amansız mücadele devam ediyor. Tabi bunlar iki tarafın sansür sonrası isimleri. "Koymak" falan ayıp şeyler gece gece, hem de olağanüstü durumlar dışında blog'un formatında yok. Yolculuk fikri şu an pek hoşuma gitmese de tanıdık yüzleri, tanıdık bir olay-zaman bütünlüğünde görmek güzeldir. Bunları yazdıkça, taslak ekranındaki beyaz hakimiyet uykumu açtı. "Otobüste uyurum nasılsa" maçı önde götürüyor. Söylenecek çok şey var aslında ama giriş-gelişme-sonuç, anlam bütünlüğü, konudan sapmama falan önemli şeyler. Öyle olmasa ömrümüzün yarısına yakın bir kısmında bunlarla kafa yormazdık. Dolayısıyla "Kendini kandırma da vur kafayı" beraberliği yakaladı. Ayrıca sağ alt köşeden dördüncü hakem 01:04'ü gösteriyor. Yeni saate girmiş olmak da uyumam gerektiğini hatırlattı. Bu da konuk takımın son saniye golü olsa gerek.

Yarın güneşin henüz başa geçmediği saatlerde; "Bir su daha alabilir miyim?" nezaketinde, "Senin sevgin bu dünyada.." eşliğinde yeniden yollara..


Galatasaray - Liverpool FC
Ali Sami Yen
21:00

26 Temmuz, 2011

Alışamadım


bir gün gelir bir gün geçer
bazı şeyler hiç ama hiç değişmez
her geçen anın sonunda hala
alışamadım yokluğuna

25 Temmuz, 2011

İstanbul Kalmasın

Sabahlar bile farklı olur. Daha dinç uyanırsın.

Şarkılar söylersin onun için.

Ona koşmak zaten farklıdır. Koşabilmek için de farklı olmak gerekir.

Toplu taşıma, otogar, insanlar..

Bir adam bağırır "İstanbul kalmasın" diye.

Senin boynunda, üstünde iki renk

Yollarda binbir renk..

Kalbin farklı çarpar, başka bir heyecanla dolar için..

Başka sevdalara kapatırsın yüreğini onun uğruna..

Yüzün farklı güler, umutla dolarsın.

Bir yılın hayalini kurarsın..Zaferlerle doldurursun, kilometrelerce asfaltla..

Açlıkla, susuzlukla, cefayla

Ve bilirsin ki sana benzemeyen kimse senin gibi sevemez

O zaman cefasını unutursun, hayaller kurarsın onun üstüne

Üstüne kurduğun hayaller yıkılmasın diye dua edersin

Bir adam bağırır "İstanbul kalmasın" 

Binlerce adam haykırır en büyüğün adını..


Bir perşembe sabahı, onun için yeniden yollara..

22 Temmuz, 2011

Şal Atkı



boynumuzda atkılarla, üstümüzde formalarla
İstanbul'da deplasmanda inadına peşindeyiz..

Beyin Yoksunları

Sürecin başından beri yanlış ne varsa her şeyi yaptılar. Şike yaptığı yüzde ellilik bir olasılığın üstünde olan bir kulüp başkanını göklere çıkardılar. Sağ duyulu olanları, gerçek arma sevdalısı birkaçı dedi ki aslında başkana değil bu sevgi, tepkimiz de onu korumak için değil.. Diyelim inandık. İnanmak isterdik çünkü. Biz olsaydık öyle yapardık çünkü. Ama onlar ne yaptılar? Aynı şahsı milli kahraman yapıp, anıtsal t-shirtler bastılar, yüzlerinde onun maskeleriyle sahaya atladılar. E biz pek şaşıramadık. Biz inanmamıştık çünkü. İnanmak isterdik ama. Çünkü biz olsaydık böyle yapmazdık. Ama hepsi bir yana, şuna gerçekten şaşırdık. O adamın, adı rengi ne olursa olsun; yüz yıllık bir camiayı bir hiç uğruna ateşe atan o adamın maskesini yüzünüze takacak kadar yüzsüz olabileceğinizi hiç düşünmedik. İşte biz ona şaşırdık..


sözde büyük bir camianın beyni küçük taraftarına..

19 Temmuz, 2011

Sevda Değil

bir şafaktan bir şafağa
bir akşamdan bir akşama
merhaba demeden daha
bu gitmeler gitmek değil..


eğil salkım, söğüt eğil
bu benimki sevda değil..

18 Temmuz, 2011

Sen Zaferin Adısın


Sahada savaşıp şampiyon olacaksın!

Şampiyon!


Gün gelecek sizler de tribünlere çağıralacaksınız. İşte o zaman iki eliniz kanda olsa koşa koşa gelin, çünkü bilmelisiniz ki şimdi göklere çıkardığınız o armanın gerçek sahipleri orada. Sakın bu güzel oyunu kirletmeyin, kirletilmesine de izin vermeyin. Bu oyun sizinle, formasının hakkını veren futbolcularla güzel. 

Galatasaray U13 Futbol Takımı Türkiye Şampiyonu..

15 Temmuz, 2011

Ünal Aysal & Oğuz Altay

Nereye saldıracağını bilemeyenlere, gereken cevabı veren büyüklerimize can-ı gönülden teşekkürler..




Biz Galatasaraylıyız!

08 Temmuz, 2011

Aniden



kim bilir, belki bir gün aniden çıkıp gelirler
başka bedenlerde, aynı istekle..

2000 RUHU

07 Temmuz, 2011

İçimizden Birisi

Yeni tanıştığım insanlara hemen ısınamam. Zaten birkaç kişiden de tanıştıktan arkadaş olduktan çok sonraları duydum bu yönde bir şeyler. Dolayısıyla yeni yönetim geldiğinde, hele başında hiç tanımadığım bir adamla geldiğinde ne hissedeceğimi, nasıl hissetmem gerektiğini bilemedim. Şüphelendim, sorguladım hala da Ünal Aysal konusunda emin değilim. Final serisinde salona her girişinde başkanın adı bağırılırken, gözüm hep başka birisini aradı. Çünkü o varsa, içim rahattı. O iyi ki var. Bugün demiş ki, "Taraftarın gönlündeki Galatasaray geliyor." Şimdi nasıl hissedeceğimi iyi biliyorum. Ona güveniyorum, çünkü o benim gibi, bizim gibi biri. Onu tanıyorum, yaptıklarıyla söyledikleriyle iyi tanıyorum. Taraftarın gönlündeki Galatasaray'ın geleceğine inanıyorum. Söylediği gibi olmasa da, yine gelmese de o Galatasaray; ve seneye o "Artık taraftarın gönlündeki Galatasaray geliyor." dese yine inanırım. Çünkü o inanmadığı bir şeyi söylemez, ve o inanıyorsa gerçekten inanılacak bir şeyler vardır.


Avusturya yaylalarını bizim oralara benzetmeye, kimse gibi olmamaya, içimize su serpmeye, heyecanımıza sevdamıza kavgamıza ortak olmaya, "Galatasaray için ve Galatasaray ile" var olmaya devam et.

Galatasaraylı Abdurrahim Albayrak!

05 Temmuz, 2011

Belli Etmeden

Arkadaş koca bir camiayı ateşe attı. 


İçeride de birileri belli etmeden yardım etsin artık..

03 Temmuz, 2011

8372



"Binlercesi çocuktu ve binlerce kadın tecavüze uğradı. İki milyon insan evinden oldu. Yirmi bine yakını hala kayıp. Onlar savaş sonrası hep kelebekleri takip ettiler. O kelebekler yalnız bir çiçeğe konuyorlardı ve o çiçek sadece toplu mezarların üstünde açıyordu."

Soykırımın karanlık izlerini silmek için;



Yorumsuz



02 Temmuz, 2011

İz Bırakanlar Unutulmaz


Bir şarkı bazen düşüncelere boğuyor beni. İz bırakmak. Çok düşündüm, kimlerin hayatında iz sahibiyim diye. Hemen aklıma gelen birisi var. Bir iki kişi daha var, ailem var, tahminen birkaç arkadaş var. Kolay mı ki? İz bırakmak, zaman ve mekanın herhangi rastlantısal bir durumunda durup dururken hatırlanmak, anılmak.. Kolay olmasa gerek. Bazen ne kadar iyi olursanız olun, ne kadar severseniz sevin, iz bırakamazsınız. Hem o kadar önemli mi ki iz bırakmak? Son tahlilde tüm izler güzel midir? Silik bir hayat yaşamamalı tabi; ama herkesin hayatına olur olmadık izler bırakmak da saçma. O zaman ne diyelim; herkesin karşısına iz bırakmaya değer insanlar çıksın. Bir de o izler güzel olsun ulan. Hani dönüp bakınca küçük bir gülümseme gelsin, iç hesaplaşmaların, nefretin yerine.

iz bırakmalı, unutulmamalı.

30 Haziran, 2011

Şekil 1A

Biz aslında tribünde koltuk görmeyi hiç istemedik.
Ama oluyorsa da böyle olmalı. 


Şekil 1A: Katlanabilir, profesyonel hemcinslerine karşı AMATÖR koltuk.

28 Haziran, 2011

Bu Sene


Gelenler oldu. Daha da olacak gibi. Daha önce de yazmıştım, transfer sezonu beni hiç açmaz. Sabahlarımı masa başlarında karalanmış haberlerle harcamam. Geceleri sayfa yenileyerek, "gel ulan artık" hissiyatıyla gözlemem kimsenin yolunu. En azından artık bunları yapamayacak kadar çok şey gördüm. Şahsen bana havalimanında öyle gaz verseler, bir de formayı geçirseler sırtıma canımı bile veririm birçoğunuz gibi. Ama biz o gazları alıp, yanında milyon dolarları götürüp de armayı hiçe sayanları gördük. Taraftar kahrolurken evinde, tribünde; uyku uyuyamazken kahrından, "Dışarıda taraftar var mı?" diye sırıtanları gördük. İşte bu yüzden bilmeliyiz ki, kimse armadan değerli değildir aslında. O armayı da sadece cefasını çekenler, çekebilenler taşır ileriye. Hep öyle değil miydi? Alacaklarından vazgeçenler, boş kağıda imza çakanlar bir tarafta. Arkalarında otobüsler dolusu arma sevdalısı diğer tarafta. Hep böyleydi, yine böyle olacak. Başarı, zafer fedakarlık gerektirir. Yukarıda fedakarlığın en babasını yapanlar var, kimi cebinden, kimi yemeğinden sigarasından ve birçoğu da sesinden. Tek dileğim sahada da bunun bilincinde olan, aynı fedakarlığı gösterebilen 11 tane adam gibi adam görmek. İşte o zaman biz de inançla haykırırız;

Bu sene sensin şampiyon!

27 Haziran, 2011

Disconnected

1 haftadır yazamadım. Servis sağlayıcımla pazarlıklar sürüyor. Kullanıcı adımı veya şifremi değiştirmediğim halde ısrarlarına devam eden "özelleştirilmiş" salaklar, müşteri danışma hattı üzerinden müşteri kandırıyorlar. Yok pahasına ülkenin en değerli kurumlarını satanlar utansın. Yarından tezi yok çözülür bu iş, sonra kaldığımız yerden devam.

20 Haziran, 2011

Euroleague


A lisansını alamazsak eleme turundaki muhtemel rakiplerimiz. Yolumuz açık olsun.

19 Haziran, 2011

From Where We Stand

life is hard, we know that 
and it is not going to be easier 
but from where we stand
as we cry out our passion
confidence fills our souls
we're gonna beat this fucking life eventually
together with our fellows
cause we stand side by side
every fucking day
and we head through the way
which keeps us together 
against all the tricks of our destiny




we are and will be together
we will cry out our passion
and this fucking life 
does not seem frightening any more
from where we stand


18 Haziran, 2011

Gün Gelir

An itibariyle yeniden Ankara. Bu döneme ait notlarımın tamamı açıklanmış, finallerdeki formsuzluğa rağmen her şey güzel. Gelecek güzel günlerin işaretleri olarak kabul ediyorum bunları. Çok da büyütmemek lazım işin gerçeği. Bu sene mesleğe ucundan kıyısından bir giriş bile yapamadık. Bölüm dersleri nasıl olur, ne yaparız bilmiyorum..

Dün maçtan sonra düzenlediğimiz "çıkmıyoruz" etkinliği bana pahalıya patlıyordu. Önce metroya son anda yetişerek adrenalin seviyesini yukarılara çektim, sonra Esenler'de yer bulamama sendromuyla baş başa kaldım. Sabah 5'teki bir otobüse razı olmama çok az kala, gece gece başının etini yediğim firma elemanı ekran yenilemelerinin de bir sonucu olarak bana yer buldu. Şimdi onun sayesinde evdeyim, sağ olsun.


Takımla ilgili söylenecek tek şey var; desteğin en iyisini hak ettiler ve desteğin en iyisini aldılar. İşte bu yüzden hem onlar için hem de bizim için duygu yüklü bir sezon oldu. Sezon derken bütün sezondan bahsediyorum. Unutulmasın ki, play-off dönemi taraftarımızın çoğuna ara gaz vermeden çok önceleri, biz her maç bu takımın yanındaydık. O yüzdendir ki, finale kadar gelmemiz birçoklarına sürpriz olsa da, bizim için aslında beklenen sonuçtu. Dün de bize yakışır biçimde sezonu kapattık. Daha akıllı ve daha büyük yatırımlarla, bu camianın nerelerde boy göstereceğini sanırım artık herkes görebiliyor. Bu sezonun belki de en faydalı sonucu bu oldu, artık çok daha geniş bir vizyona sahibiz. En basitinden dün üst üste çalınmayan stepslere taraftarın yaptığı itiraz, bizim taraftarımızın basketboldan gayet iyi anladığının göstergesidir. Umarım seneye daha farklı olur, en azından seneye gerçekten bu işe kupa için başlarız.

Sevdamızın son romanıydı dün yazılan. Mutlu sonu çok istedik, her şeyden çok. Ama kaderde böylesi varmış. Koca bir senenin koşuşturması kaldı geride. Yine bir Ağustos gecesi başlarız koşturmaya. Gün gelir, biz yine gideriz sevdamızı haykırmaya..

15 Haziran, 2011

Cimbom Çağır Yeter

Yine İstanbul yolu gözüktü. Son saniye basketine sevindiğim o anlarda dank etti kafama. Eskisi gibi Ankara'da başlayıp Ankara'da biten bir 24 saat... Henüz özleme fırsatı bile yakalayamamışken;


yeniden yollara..

14 Haziran, 2011

Bir Dizi İz

Şu yaralara bak bu birinin değil birilerinin,


İzi kalır birinin;



O geçmeden izi kalır ötekinin..


Hepimizin izi bir dizi.

YENİLMEZ


ARMADA!

71-72

söylesene fener, şimdi ne oldu?