31 Aralık, 2010

Mutluluklar..

Kendi kendimizi havaya soktuğumuz bir başka etkinlik: "Yeni Yıl". Beklentilerle, umutlarla girilir; genelde bunların boşa çıkmasıyla hüzünlenilir. Gerek var mı bu kadar havaya girmeye? Bence yok. Bence bu yeni yıl hikayesinde harcanan ne varsa boşa. Adını siz koyun. Para, vakit, enerji... Eğlenmeyelim, kutlamayalım demiyorum. Ama bu kadar abartmasak daha güzel olur gibi. Neyse dağıtmadan konuya gelelim.

Sevdiğim çoğu insandan uzaktayım bu kez. Ama bunun yarattığı üzüntü benim bu güne verdiğim anlam kadar. Herhangi bir günde de zaten bu kadar üzülüyorum uzakta olmama. Saçma bir dersin, saçma hocasının, saçma ölçme değerlendirme sistemine kurban gittim bu sefer. Finaller de başlıyor bu hafta. Onlara da çalışmak lazım. Yoksa bilet de çanta da hazırdı. Şehrimi özledim. Burası da onun kadar soğuk olunca sıkıldım buradan. "Soğuk olacaksa orada donarım" diye hayata saçma giderler yaptım kendi çapımda. Baya baya hastayım bu ara. Devlet kapılarında koştururken üşüttüm, bütün haftaya dağıttım yan etkileri. Taksit taksit yaşıyorum şimdi. Yine dağılıyorum, mevzuya gelelim. 

Şöyle düşünüyorum, koca yılın, yaşanacak onca günün anlamını bu güne yüklemeyelim. Yarın gece yaşanacak mutluluklar o gecede kalmasın sadece. Hepimiz yıl boyu, hayat boyu mutlu kalalım. Bir de "Akdeniz fokları ölmesin istiyorum." O ayrı..

30 Aralık, 2010

İsteyince


Biz isteyince tribünde bütün, sahada aslan oluruz.
Ruhunuz bizimkinin önünde diz çöker. 



Galatasaray 67 - 56 Ülker

Abdi İpekçi bize dar gele, dar gele oy..

28 Aralık, 2010

Liderlik İçin !



"Yükseliyor sesimiz, ta ufuklara kadar
Şampiyonluk bekliyoruz şanlı Galatasaray.."



27 Aralık, 2010

E-Devlet


Nüfus cüzdanımı kaybettim. Bu öğrenim kredisi hikayesinde de ehliyet veya nüfus cüzdanı gerekiyormuş. Ehliyetin emniyete gidip alması kaldı, iş günleri de Ankara'ya gidemediğimden sertifika boşta. Nüfus cüzdanını da kaybedince noterde işlemin ilk safhasında kaldık. Şimdi soruyorum, kimlik numaramız niye var? Bu gibi durumlarda vatandaş nüfus müdürlüğünü de programa dahil etmek zorunda mı? Lan önünüzde bilgisayar var babalar gibi almışsınız halkın vergisiyle. Sisteminiz de var. Yaz kimlik numaramı nerede doğduğumdan en son nerede ihtiyaç giderdiğime kadar çıksın. Sorduk, olmazmış..

Neyse bunu geçtim, çıktım oradan nüfus müdürlüğüne gittim. Yeni kimlik çıkartacağım hesapta, ama bu sefer de onun talep belgesi varmış, okulumun öğrenci işlerine gidip doldurtacakmışım. Talep ettiğim yüzümden anlaşılmıyor sanırım. Oraya gelmişim ondan da anlaşılmıyor. 

Hop, onu da geçtim. Çeşitli akbil organizasyonlarıyla Hisarüstü'ne vardım. Neredeyse koşarak öğrenci işlerine indim. Tabidir ki, oraya da uyuzun birini koymuşlar. Pardon on tanesini. Bugün olmazmış, imzaya verilecekmiş. "Acelesi var bunun" denince soruluyormuş. Buradan olabildiğini de anlıyoruz. Neyse sorsun belki olur diye beklerken, meğer o da bekliyormuş. Sorunun hedefi çakma sarışın fena halde telefona sarılmış, birisiyle konuşmakta. Tamam devletin telefonuyla konuşuyorsun, kaykılmışsın keyfine diyecek yok. E gerizekalı, önüne konulan belgeye bir bak niye koyuldu oraya. Bekle bekle konuşma bitmeyince sinirlerim daha fazlasına katlanamadı. Dilimden kopup havada yol aldı bir cümle.

"Allah belanızı versin."

Yüreğimden kopanlara dur diyemiyorum. Duygularımı dışta yaşıyorum. Ev keyfini devlet dairesinde yaşayanlara inat.. 

26 Aralık, 2010

Kingo Disco



Boşken hiçbir şeye benzemeyen bir stüdyo. Ülkemin öğrencileri doldurduğu zaman çok iyi oldu, çok da güzel iyi oldu. Ama o güzelim oyuncuların içine salak kontenjanından giren saçma insanlar, sohbetin içine etti. Bazılarının hakikaten yaşamaması lazım. Üniversitemin adı okununca ben de onlardan birine dönüştüm. Artık oldu, üzgünüm. Bir daha yapmamaya söz verdim kendime.

Velhasıl, tribün neredeyse oradayım. Çıktım yine üst sıralara seyreyledim oradan Disko Kralı'nı. Pek krallık bir durum yoktu ama insanların televizyonda ne kadar değişik gösterilebildiğini öğrendim. Attım hafızaya, çıktım geldim. Unutmadan, her yerde yüzlerce fotoğraf çeken insandan haz etmiyorum. Hele olası albüm başlıkları "Okan'ı beklerken", "Okan'dayız", "Reklamda Okan" olunca..

Herkese sevgiler..

24 Aralık, 2010

Life Goes On

Şu sıra sınavsızlık, maçsızlık boşluğa itti bünyeyi. Ben de kendimi pankart tasarımlarına adadım. Olursa Boğaziçi adına basket maçlarında falan asmak için bir pankart boyayacağız. Güzel bir iki fikir var akılda da onların hayata geçmesi mümkün olur mu bilmiyorum. Yağlı boya ve amerikan bezinden neler çıkacak bu sefer bakalım. Bu arada perşembe akşamı UNI ile ilk halı sahaya çıktım. Sezon başından bu yana her hafta maç yapılmış, bundan sonra ben de katılmayı planlıyorum. Spor her şekilde güzeldir. Ağları sarsan bir gol ve bir iki asistin dışında yokları oynadım, yenildik. "Önümüzdeki maçlara bakacağım." Yenmek yenilmek değil de dönüşte otobüs bulamamak sıkıntı. O sorunu maç çıkışları erkenden yola düşüp çözebilirsem güzel olur. Okul hep aynı, fazla rutine bağladı. Ama artık sağlam arkadaşlıklar edinmeye başladı herkes. Bu neresinden bakarsan bak güzel bir şey. An itibariyle ceryan mühendisi ve ben boşluğun tadını çıkarıyoruz. Şu anları özleyeceğimiz günler yakındır. Unutmadan, Bursa deplasmanından galibiyetle dönen erkek basketbol takımımız, hafta içinde malum takımı da mağlup ederse; liderliğe yükselecek. O maçta orada olup bunun gerçekleşmesini sağlamak da bizim görevimiz.




"Yüreğimizde büyük aşkınla, koştuk senin için salonlara.."

22 Aralık, 2010

Tek Maç


 Buruşturup kuponu hayatın tam ortasına fırlattık.
Öğrenci evinden başkente selamlar. 
Gençlerbirliği 1 - 1 Ankaragücü.

Hafta İçi Sendromları

Deplasman ertesi yorgunluğum, uykusuzluğum önce dünün sonra bugünün içine etti. Miskinliğim tavanı gördü de geldi. İstesem çıkarım bu halin içinden, sanırım. Çıkasım yok ama. Dün gece Antep'e kaç otobüs gitmiştir sorusu kafamı kurcalıyor. Oradan bekle bekle gelmeyen DT2 geliyor aklıma. Sabah yoğunluğunda karşı yönden vızır vızır geçen bu otobüsler akşam olduğunda yirmi dakikalık sinir krizlerine yol açıyor bende. Geldiğinde de Ata Demirer'in "Hangisine bineyim?" esprisi geçiyor aklımdan. Ama olması gerektiği gibi değil, gülemiyorum çünkü. Biraz da olsa yeniden bıktığımı anlıyorum toplu taşımadan. Acaba her şeyi geride bırakıp Antep'e mi gitseydim? O zaman ne miskinlik kalırdı, ne isteksizlik. Koşa koşa giderdim. Faturası okunması gereken yeni bir dönem olarak kesilebilirdi, o ayrı. Zaten gidemeyişimin tek sebebi de budur. Yine gidilemeyen deplasman bahanesi üretiyorum. Bilmeyenlere anlatayım, bu suçluluk duygusu ince bir sızı yaratır. Unutursunuz ama başlama düdüğünü televizyonda duyacaksanız tekrar hissedersiniz. Saçma maç gürültülerinin arasından kardeşlerinizi duymaya çalışırsınız. Her duyduğunuzda içiniz rahatlar. Şanslıysanız yenilmeden döner takım, yoksa sızı büyür. Keşkeler artar, siniriniz bozulur. Benim gibiler için durum budur, zamanı başka şeyler için ayırmak zor gelir. Tüm zamanınızı ona vermek istersiniz. Sonra bir gün gelip sevginizi sorgularlar. Saçma gelir bazılarına, sanki hayatlarındaki her şey mantıklıymış gibi. Sanki siz mantık arıyormuşsunuz gibi.

"Senin için yaptık onca deplasmanları.."

21 Aralık, 2010

#1 Konya

                                    

Son günlerde metrobüse çok başvurdum. Güzel imkan ama boşsa. Biz de malum pireler uçuşurken, millet uyurken düşüyoruz yollara. Ara sıra oturduğum bile oluyor. Cumartesi gecesi de Mecidiyeköy'de nohutlu pilavın ardından metrobüse atlayıp İncirli'ye gittim. Hareket saatini beklerken UNI'nin sohbetine konuk oldum. Eğlenceli bir sohbet zamanın hızlı akmasını sağlayabilecek en güzel araçlardan biri. Otobüse geçince lisede zor bela gittiğim deplasmanları hatırladım. Bu sefer çok daha rahattım. O kadar rahattım ki şahsi deplasman uyku rekorumu kırdım sanırım. Gözümü köprüyü geçtikten sonra bestelerle kapattım, kısa kısa seanslarla şehrimi görene kadar uyudum. Ön koltuklardaki pozisyonum, ortama yabancı olmam ve basket maçlarındaki gereksiz eforum yüzünden uyku kaçınılmaz oldu. Sabah çorbasından sonra akşamki keyfine keyif katmış UNI'nin arka sıraları, bilimum şarkı ve bestelerle yolu kısalttı. Konya girişinde polis noktasını kaptanın el sallaması ve kornalarıyla geçtikten sonra peşimizden yollanan eskortla geri dönüşümüz güne renk kattı. Yalnız şehrin girişindeki o parka seneler geçmesine rağmen özel sektör veya kamu girişimlerinin uğramaması trajikomik. Ne diye yaptınız o zaman koca tesisi oraya. Bir sürü insan aç kaldı haliyle. Gerçi beklerken çimlerin üzerinde oynanan uzun eşek o park orada olmasa muhtemelen buğdaylı arpalı bir tarlada oynanırdı. Neyse, polisten beklenmeyecek kadar sıcak bir karşılama, ardından otobüsün ve üstümüzün aranmasıyla tekrar koyulduk yola. Stada giderken her zamanki ev sahibi saçmalıkları karşılıyor bizi. Beş gösteren, on gösteren çoğunlukta. Ama o boğaz kesme hareketleri fazla ütopik kaçmıyor mu yurdumun taraftarı? Her neyse, stada girerken simit ve çekirdeğin verdiği enerjiyle kapılara yüklendik. Ön sıralardaki yerimiz ve armanın sahada gözükmesi. Sonrası bir üçlü ve orada olma sebebimiz: "Saldır Galatasaray". Anıl'ın golüyle galibiyet. Maç sonunda akıllarda hiç yoktan yitirilen onca puan. Keşkelerle doldurdunuz koca seneyi ruhsuz adamlar. Dönüşte Ankara otobüsüne geçtim. Bu sefer alışık olduğum tanıdığım insanlar. Sanat müziği, halk ezgileri, her türlü folklorik hareketle şehrime kadar uzandı yollar. Yazının gecikmesinin sebebidir Ankara. Kızanlar ona kızsın. Neyse, Ankara'da sevdiklerimle geçirilen yarım ama güzel bir günün ardından terminale bırakıldım en iyi dostum sağ olsun. Belki o da yazar buraya bir gün. Sonuçta üç ayrı otobüs, üç ayrı şehir. Amaç da umut da sensin Galatasaray.

18 Aralık, 2010

İstikamet Konya

Basket maçlarında çifte zafer yaşadık bugün. Kalabalık kayda değerdi ama tribün konusunda alışılagelmiş eksiklikler devam ediyor. Her şeyden önce bestelerin daha yavaş söylenmesi şart. Artık zıplama kültürünün yerini alkış almalı diye düşünüyorum. Özellikle salon maçlarında. Bugün UNI ile beraber tribünün soluna doğru konuşlandım. Gerekeni fazlasıyla yaptık. Günün güzel notları, ikinci maçta zorladığımız yeni beste ve pota arkasındaki Engelsiz Aslanlar'a verdiğimiz selam olarak akıllarda.. Takımlarımız zaten desteğin karşılığını vermek konusunda başarılılar. Topu ayaklarıyla oynayanlara örnek olarak göstermek lazım.

Şimdi örgüt evimize Tuzla dolaylarından gelecek ziyaretçi bekleniyor. Ondan sonrasında istikamet Konya..



Yıllardır seninle geldik her yere..

17 Aralık, 2010

Haftasonu: Armanın Peşinde


Fizik vizesi çıkışı. Sonuç "idare eder". Sanırım çok çalışmadıktan sonra çalışmanın manası yok. Aldığım/alacağım notlar pek değişmiyor. Bu cümleleri "Bir Birinci Sınıfın Anatomisi" kitabımdan alıntılıyorum. Kitap yakın zamanda piyasaya çıkar. Tabidir ki seçkin kitapçılarda.

Öte yandan yarın Zeytinburnu'nda Cimbom günü. Erkek ve kadın basketbol takımlarımız arka arkaya sahada olacak. Onlar verilen desteği fazlasıyla hakediyor. Birilerinin aksine. Gecesi de o birilerinin arkasından Konya yollarına. Bunları okuyup "kim gider o takımın peşinden" diyecekler vardır. Cevabı takımda değil renklerde gizli onu söyleyeyim. Bu deplasmanın bende farklı bir heyecan yarattığı kesin. UNI üyesi olarak gideceğim ilk deplasman. Sima olarak tanıdığım insanlarla tanışmak kaynaşmak güzel olabilir. Ankara'mın Aslanlar'ına da böyle katılmıştım. Dönüş yolunu daha planlamamış olmakla beraber, eski dostlarla başkente yönelebilirim.

Kısacası bu haftasonu alınacak çok kilometre var. Herkese keyifli haftasonları diliyorum.

Benim de yolum açık olsun.

16 Aralık, 2010

Planlar

Planlarda değişiklik var. UNI ile ilk deplasman. 06 plakalı otobüse aktarma yapabilirim Ankara'ya dönüş için. Dönüşte de belki bu blogun ilk deplasman hikayesini yazarım.

Tabi tüm bu planların öncesinde dağ gibi Fizik vizesi var. Son gece çalışmalarına duraklamalarda başlıyorum. Doksan artılarda Hasan Kabze olmaya adadım kendimi. Ağlara iki güzel gol bırakmak dileğiyle..

15 Aralık, 2010

60 Seconds


Öğrenci evine iz bıraktın...

Adamsın Nicolas.

Beni Benden Alanlar


seni soranlara iyidir derdim, 
belki de yanılan bendim..
belli ki daralan sendin, 
yavaş yavaş..

14 Aralık, 2010

Adam Olmak

"Öncelikle bir adam olsun kendisi. Önce adam olmayı öğrensin. Öncelikle adam olsun. Ben önce adam olmasını tavsiye ediyorum. Adam olmayan heriflere muhatap olacağımıza kaybetmeyi yeğlerim."


İnsan şüpheye düşüyor. Sen adam mıydın?


13 Aralık, 2010

Zor Zanaat

Okumak zor zanaat. An itibariyle yapamadığım çizim ödevi, kararmaya başlayan hava, Konya deplasmanı öncesi fizik sınavı kafamı yoruyor. Bunları sıkıntı yapsam mı yapmasam mı bilemedim. Aklıma Uğur Uçar'ın ayağını kırdığı Konya deplasmanı geldi. Yola çıkmadan önce kapattığım telefonum. Annemin "Bu havada olmaz." serzenişleri. Ankara'dan yola çıkan bir servisten hallice bizler ve "kar". Kar yağışı altında zar zor ulaştığımız stat, bembeyaz sahaya göz atışım ve maçın ertelenmesi. Ertesi güne kalamayanlar ve sabahlayan bizler. Cefalı ama bir o kadar da eğlenceli bir deplasmandı. O günlerde gönül kapılarını zorluyordum birisinin. Moralim ondan biraz bozuktu sanırım. Gece yatıp dakikalarca tavanı izleyişimi hatırlıyorum. Sabah uyanıp sıcak kahvaltıyla soğuk havayı uç uca eklemiştik. Deplasman tribününün kapalı olan yarısı bizim tarafımızdan doldurulmuştu. Açık kısmı da bembeyazdı. O zaman savaşan futbolcularımız vardı. O sahada, o havada üç puanla dönmüştük Konya'dan. Ankara dönüşü okullar tatil haberiyle üçlü çektiğimizi hatırlıyorum. Bu hafta Konya deplasmanı neler getirir bilinmez ama maç sonrası programda önce Ankara yapıp sevdiklerime kendimi hatırlatma, sonra yeniden İstanbul'a yollanma var. Yolumuz açık olsun..

12 Aralık, 2010

Sen Aydınlığa Ben Sana Hasret




Bense beklerim bir gün mutlaka
Ters dönecek anahtarlar bir gün elbet
Çıkacaksın ışığa
Sen aydınlığa ben sana hasret
Gel eritir demirleri bendeki ateş
Bir gün açılır açılmaz sandığın kapılar
Vurunca güneş..
Sen aydınlığa ben sana hasret
Gel eritir demirleri bendeki ateş
Gün bizim güneş bizim göğsümüzde ateş bizim
Dün bizim yarın bizim yana yana sevmek bizim


Galatasaray'ım 0 - 2 Gençlerbirliği

11 Aralık, 2010

Ali Sami Yen




Doymadım doyamadım sevmelere seni ben
Kimseyi koyamadım yerine yeniden..


09 Aralık, 2010

Bir Veda Havası


Vakit tamam, seni terkediyorum.
Bütün alışkanlıklardan öteye...
Vakit tamam, seni terkediyorum.
Bu incecik bir veda havasıdır.


Seninle bir bütün olabilirdik,
Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal...


06 Aralık, 2010

Sporda Şiddet

Yoldan geçen insanlara bilmem ne olmuş. Polis biber gazı kullanmış. Neden iki takım taraftarının bir araya gelmesine izin verilmiş. Yaralılar varmış, tutuklananlar olacakmış. Daha çok canlar yanacakmış. Yasa çıksınmış, çıksa da uygulanamazmış.

Neymiş, canlar yanınca ana haberlere konu olunuyormuş. Yoldan geçen insanlara göre her taraftar birer serseriymiş. O insanlar maçları izleyince serserilere hayran olurmuş. İki gün geçince hem hayranlıklar, hem olaylar unutulurmuş. Neymiş, ülkede taraftar diye bir şey varmış. Uyuyanlar ara sıra zorla uyandırılır, yine de yataktan kaldırılamazlarmış.





Uyusun da büyüsün..
Tıpış tıpış yürüsün.

04 Aralık, 2010

Sen Bir Ömre Bedelsin

Sana kavuşmamak geldi içimden bu hafta.Vuslatın bambaşka olsun istedim haftaya, araya bir galibiyet koyarsın belki diye. Ben de seni bıraktım kendi şehrime geldim haftanın sonunda. Yayıncı kuruluş, sevdiklerim ve evim. Boş kale sendromlarında bulsam da kendimi, 3 puanı 3 golle alıp yarının gazetelerini klişelere mecbur bıraktın Galatasaray.




Vuslatın başka alem, sen bir ömre bedelsin..

Kasımpaşa 0 - 3 Galatasaray

02 Aralık, 2010

Milyonlarca




İlköğretim yıllarında babama beni stada götürsün diye yalvarırdım. El kadar çocuklardık belki, ama girmemiz gereken sınavlarımız, gitmemiz gereken dershanelerimiz vardı. Babam en büyük kıyağını bir pazar günü beni dershaneden daha dersler bitmeden alıp 19 Mayıs'a götürerek yaptı. Ankara'da armayı görebildiğimiz nadir yerlerdendi 19 Mayıs. Ben ne zaman gitsem kalabalık olurdu. Hep kalabalık zannederdim orayı; ama öyle değilmiş. Benim aşık olduğum renkler oraya uğradığında binlerce insan doldururmuş orayı. O gün de öyleydi. Kalabalıktı, sarı kırmızıydı. İnsanlar sevdiklerinin peşinden gelmişti bir yerlerden ve bu besteyi bağırıyorlardı. Koca kale arkasında belki 2-3 bin kişi vardı, ama birileri milyonların sevgisinden bahsediyordu. Galatasaray sevgisinden. Giderek yükselen bir coşkuyla haykırılırdı bu beste o zamanlar. O zamandan bu zamana, bu beste bizim tribünde daha az söylenir oldu. Coşkusunu yitirdi, cılız katılımlarla, kemik tayfanın anlık çabalarına konu oldu. Hatta şerefsizlerin ağzına dolandı, çalınır oldu. Yukarıdaki görsel bir kanıttır bu bestenin bizim olduğuna. Bazıları "Milyonlarca" demeye devam etsinler bizim tarzımızla, ama biz bilelim ki bu beste bizimdir.


Milyonlarca taraftarın yan yana
Bağırıyorlar hep beraber kol kola
Adın takımınla takımınla taraftarınla
En büyük sensin Cimbombom.. 

Bize Galatasaray'ımızı Geri Verin

"Galatasaray bir his takımıdır.Renklerine aşık birbirlerini seven futbolcuların takımıdır. Galatasaray feragat ve fedakarlıklarla çalışacak futbolcuların takımıdır. Galatasaray şımarıklıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez. Kısacası Galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır."


Baba Gündüz Kılıç