30 Kasım, 2010

Saçmalamak

"Anlamsız, gereksiz, tutarsız, saçma sapan sözler söylemek veya bu tür davranışlarda bulunmak, abuklamak" tam tamına sözlük anlamı. Saçmalık ise aynı sözcüğün isim hali. Son günlerde kafalarımızı karıştıran, gitgide sinirlerimizi bozan, hayatımızın ortasına kondurulan olgu. Zaman zaman futbolcular, çoğu zaman yöneticiler tarafından. An itibariyle resmi siteyi ziyaret edenler saçmalıklar zincirinin son halkasını bizzat görebilirler. Elano'nun satışı bol küsuratlı sayılarla kamuoyuna duyurulmuş. Aranacak mantık sanırım "zararından neresinden dönersek" olmalı. Benim mantığım ise bana şunu söylüyor; zararın bir yerinden dönmeyi planlayanlar onu bunu değil bizzat kendilerini satarak daha başarılı olabilirler. Aksi halde söylenecek tek laf: iyi saçmalamalar..

Bugünden geriye kalan: Galatasaray 79 – Panellinios 53


Futbolun Resmi

Bana futbolun resmini çizen, tüm güzellikleriyle tüm çirkinlikleriyle fazlaca realist, bir o kadar da güzel bir futbol akşamı izleten o futbolcular.. Sanırım onlar aldıkları paraları hakediyorlar. Hakkı paylaştıracak biz değiliz elbet de, ben ne zaman bu adamları izlesem kendimden geçiyorum, futbola susamışlığımı farkediyorum. Stada gidince bağırasım gelmiyor arkadaş bizim dingillere. Neyini eksik koyduk, malzemeden mi kaçtık bilmiyorum. Ben bu ülkede gerçek futbol izlemek istiyorum. Eminim çoğumuz da aynı fikirde. Artık herkes biliyor ki, futbolun gerçek hali bize izletilenden farklı. Aynı top aynı zeminde farklı ve çok daha güzel oynanıyor başka ülkelerde.

Barcelona 5 - 0 Real Madrid 


28 Kasım, 2010

Kalbim aşkınla dolu, lanet olsun

Lanet olsun. Sizin gibi futbolculara, sizin gibi yönetime. Lanet olsun adadığım hayatıma, sarı kırmızı uğruna vazgeçtiğim onca şeye lanet olsun. Yüz tane pozisyona girip birini gole çeviremeyen ayaklarınıza, ne kadar üzüldüğümüzü bir türlü anlayamayan sizlere lanet olsun. Palyaço gibi şapkalar takıp, sahte atkı alan; maçtan sonra onun bunun çocuklarını alkışlayan taraftara lanet olsun. O tribünü önüne gelene, hatta birbirine posta koyan şaklabanlarla dolduranlara lanet olsun. 

Hayattan bıktırdınız, kalbim yine de Cimbom aşkıyla dolu, lanet olsun.

27 Kasım, 2010

"Gören herkes kırmızıyı görsün"

Yarın kalbimizin, aklımızın, bedenimizin sahibi Galatasaray. Formamızın içinde görmek istemediğimiz futbolcularla oynanacak olsa da bu maç, sahaya çıkan forma sarı kırmızı. O forma ki seneler boyu onurla, gururla taşındı sırtlarda. Bu stad o formanın nice görkemli günlerini gördü, nice zaferlerini yaşadı. Veda ederken kutsal formamızın hakkını veremese de bazıları, biz hakkıyla veda edelim Sami Yen’e.    

Yarın son defa derbi oynanacak mabedimizde. Yarın Kapalı’da, Eski Açık’ta, Yeni Açık’ta ve hatta Numaralı’da her koltukta bir kişi değil iki kişi olalım. İki kişilik bağıralım. Vedaların vedası olsun bu maç, Sami Yen yıkılsa da yerinde sesimiz yankılansın seneler boyu. Yarın patlasın boğazlar, davullar, alkışlar. Yarın skor ne olursa olsun tribünün tek hakimi biz olalım.

Yarın, bakan herkes kırmızıyı görsün.


Korku

Geçen hafta, aynı salonda aynı özellikteki bir karşılaşmaya, deplasman taraftarı alan yerel otorite bu hafta Galatasaray taraftarının salona alınmayacağını açıklamış. Aynı Galatasaray taraftarı geçen hafta Kayseri deplasmanına kırarken direksiyonu, Burhan Felek'e ev sahibi olduğumuz maçta suyun öte yakasındaki bazı arkadaşları alıp ağızlarına "tribünde, amatör branşta sizden üstünüz" lafını veren otorite sahipleri, bu hafta aksi karar almışlar. Gerçi o gün her şeye rağmen orada armayı destekleyen arkadaşlarımız da vardı. Velhasıl, ilginç geldi bu çifte standart. Kimlerin üzerine ne korkular salmışız, haberimiz yokmuş...

"Korkmayın çocuklar, bir şey yapmayacağız."

26 Kasım, 2010

Haftasonuna doğru..



Tatsız geçen Manisa maçının ardından gidilemeyen Kayseri deplasmanı. Kapalı'da yaşanan coşkulu bir anın özlemiyle bekliyorum haftasonunu. Derbi haftası, teknik analizler, kim oynayacak soruları; iki takımın bilmem nelerine göre karşılaştırılması şöyle dursun, iki köklü arma karşı karşıya gelecek bu haftasonu. Bu eşleşmeden galip çıkmaktan daha çok sağlam bir derbi tribünü ve kenetlenmiş bir taraftar kitlesi görmek istiyorum. Başarısızlığa katlanılıyor da aşık olduğumuz arma sahadayken gereken desteği verememek sıkıntı yapıyor bende. Bu yüzden onu giyenleri unutup, renklerimizi taşıyan forma tünelde gözüktüğü andan sonra her dakikada, her nefeste daha yüksek;

Saldır Galatasaray..

24 Kasım, 2010

Ankara



Bilmezdim, uzak kalınca anladım; insan evini özlermiş. İstanbul'a geldiğimden beri düşünüp düşünüp dolduramadığım boşluk bu işte. Bu şehir beni boğmuyor; güzel bu şehir, çok güzel. Sarı kırmızı başka yaşanıyor burada. Ama geride bıraktıklarım. Onlar da güzeldi. Yıllarımı geçirdiğim semtim, tanıdık yüzler, arkadaşlıklar. Ailemi, sevdiğimi Ankara'da bıraktım da geldim. Pişman değilim belki, ama insan evini özlermiş. Anladım.



Bugünden geriye kalan; Galatasaray Cafe Crown 76 – Bennet Cantu 57

22 Kasım, 2010

Biletsiz Sevdalar



Bir deplasman yolculuğunda bir atkıda görmüştüm. "Biletsiz Sevdalılar". Muhtemelen bizim tribünün Anadolu temsilciliklerinden biriydi atkının sahibi. Etkilenmişim demek ki hala aklımda. Bu hafta yine birileri sevdasını stadın içine taşıyamayacak, biletsiz kalacaklar. 80 liraya Eski Açık bileti satıldığı sürece gerçek sahipleri o koltukları terketmek zorunda kalacak. Ne yaparlarsa yapsınlar, bu takımı derbiden derbiye hatırlayanlar yerlerinden edecek onları. 80 lira bu, herkes çıkarıp veremez bir bilet uğruna. Ceplerinde olsa bir an bile düşünmezler gerçi, orası ayrı. 

Siz sevdalıları bir günlüğüne ayırsanız da, onlar birbirlerine gönülden bağlılar. Çünkü sizin bile endüstriyelleştiremediğiniz şeyler var bu dünyada.. 


Hiçbir şeye değişilmez,
Senin sevgin bu dünyada..

21 Kasım, 2010

Elim kolum bağlı




Belli noktadan sonra yenip yenilmen değil de yanında olmak olur ya mevzu. Yine yanında olamadım Galatasaray. Ters istikamete yollara düşebilseydim keşke. Şehrimin doğusunda bir ses daha fazla olabilseydik. Olmadı, bir dahakine deyip unutmak lazım artık. Haftaya malum takıma besteler yazılır yine, yazılmasa da yeterince var ya zaten. Sen 3 puanı al da dön uzak diyarlardan. Haftaya yine beraberiz, bir üçlüde buluruz kendimizi yeniden dertleri kederleri unutup...


elim kolum bağlı
oturamam böyle 
ben nasıl yaşarım söyle 
yoksun sevginle 

bir dönsen gittiğin yerden
sevincimden ağlarım
koptuğumuz günden beri 
için için yanarım

20 Kasım, 2010

Pazar'dan Pazartesi'ye



Yine Pazar günü, yine bir deplasman. Ertesi günün sabahında gitmek zorunda olduğum laboratuvar saatleri. Eski stadında meymenet yoktu bunların oraya bile koşa koşa giderdik zar zor izin kopardığımız lise yıllarında. Şimdi ülke standartlarının anasını bellemiş bir kompleks var oralarda, gidemiyoruz. Bahane bulup buraya yazmış gibi oldu, olmasın. Şu durumunda tam da yanında olmam gerektiği zamanda armadan uzak bir "yayıncı kuruluş" seansına mecbur bıraktılar. Pazar'dan Pazartesi'ye ne kalır bilinmez, her şeye rağmen inadına peşine düşebilen onca adanmış hayat var.

Senin sevginle coşar taraftar
Adınla inliyor bütün stadlar
Sarı kırmızıya aşık milyonlar
Peşindeyiz yine Galatasaray


18 Kasım, 2010

Misimoviç' in Suçu Ne?

Ağlanacak hale gülmek yakın zamanda sıkça yaptığımız bir aktivite, her gün yinelenen bir ritüel oldu. İcraatlarındaki amaçları çözemediğimiz bir yönetime sahibiz orası tamam. Gerçi biraz düşününce amaçlar açığa çıkıyor, e zorladık ona da tamam. Ama iki koca senenin faturası umarım Misimoviç' e kesilmeye çalışılmıyordur. Allah aşkına komik olmayın, ağlanacak halimize güldürmeyin bizi.

"Biz yeri gelmiş acıya da gülmüşsek, sana olan sevdamızdandır bilesin."

O Gün



Kimi kendini henüz çok küçükken tribünlerinde buldu. Kimi ortaokulda arttırdığı parayla ilk biletini aldı, kimi lisede sana gelmek için ilk defa evden kaçtı. Bazıları gurbette bir ekrandan izledi, her seferinde daha derinden iç çekerek. Binlercesi her maçta sana koştu. Günler, aylar, seneler o koltuklarda geçti. Yollar değiştirildi sırf seni görmek için kıytırıktan bir iş günü. Tanıdık simaları aradı gözler o zamanlarda, bir çift kelam edip özlem gidermek adına. Ne insanlar ne günler yaşadı senin taş duvarlarında, tribünlerinde. O insanlar ki gelecek bir günden daha önce hiç korkmadıkları kadar korkuyorlar. O gün seni yıkacaklar, belki haberin var belki yok. Yerine betondan devler dikecekler, bize yabancı, bize uzak. Biz her dakika seni anacağız ondan sonra ve belki mumla aranacaksın gelecek günlerde. Adını bile veremediler ötekine, senin yerini nasıl tutsun. Elveda Sami Yen, anıların hep bizimle olsun.

Ali Sami Yen Stadı, 
hayatımın tam ortası..
Nice şampiyonlukların,
zaferlerin mekanı..
Her köşende bir anım var,
hüzünler ve mutluluklar..
Gözümde yaş kalbimde sızı,
zaman ayrılık zamanı.



17 Kasım, 2010

Ayağa Kalk




Şu bayram gününde her şeye rağmen en çok özlenen sensin birilerinin gönüllerinde. En cesur yüreklerin sahipleridir onlar. Sahaya çıkarken sen "Ne istersen iste benden" diye haykırırlar. Her gol yediğinde baştan alıp tribünü, "Senin Sevgin"den bahsederler. Her kilometrede yeni anılarla düşerler peşine. 

Hayatını sana adayanların uğruna, ayağa kalk artık Galatasaray.




16 Kasım, 2010

İyi Bayramlar

Onca çabadan, onca boğaz patlatmadan elde kalan sıfır kafaları kurcalarken; akıllarda yine sen varsın Galatasaray. Acılara devre arası gibi bu bayram, tek dileğim ikinci yarıya bu acılara göğüs gerecek futbolcularla başlamak..

Herkese iyi bayramlar.

13 Kasım, 2010

Memleket

Hayatını sarıyla kırmızıya adamış olanlar bilir, en güzel yol armaya giden yoldur. Her seferinde ayrı heyecanlar yaratır deplasman yolculukları. Kendini tatile bırakan üniversiteli bünyeler içinse en güzel yol memleketin yoludur. Tatilin ilk günü başlamadan kaçanlara ve Manisa maçını Pazar gününe koyup biletime rötarı dayatan federasyona selam olsun.




Herkesin yolu açık olsun..

Sami Yen Kapalı'sı..



Bu bloga ismini veren gerçeklik kimilerinin yıllarını adadığı, kimilerinin gelip geçtiği, kimilerinin ise sadece uzaktan bakabildiği o tribündür.

Kapalı, Sami Yen Kapalı'sı. Hayatın, hayatımızın tam ortası.